Kızıl Avlu Tarihi

Son güncelleme: 14 Ekim 2026

Bergama Kızıl Avlu, İzmir
Fotoğraf: Ayratayrat · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Nerede: İzmir, Bergama, kent merkezi; akropolün eteğinde, Bergama Çayı’nın (antik Selinus) üzerinde
Diğer adları: Kızıl Bazilika, Serapis Tapınağı, Mısır Tanrıları Tapınağı (Serapeion)
Dönem: MS 2. yüzyılın ilk yarısı, büyük olasılıkla Hadrianus dönemi (117-138); 5. yüzyılın ikinci yarısında kilise; kuzey kulede cami
Önemli tarihler: 2. yüzyıl yapım · 5. yüzyıl kiliseye dönüşüm · 7.-8. yüzyıl yangın ve terk · 1906-1909 ilk ayrıntılı belgeleme · 1930’lar ilk onarımlar · 2002’den beri DAI araştırmaları · 2006-2009 güney kulenin onarımı
Bugün: Ana yapı ve güney kule ören yeri olarak geziliyor; kuzey kule cami olarak kullanılıyor

Bergama çarşısında yürürken evlerin arasından bir anda kırmızı tuğladan, 20 metre kadar yükselen duvarlar çıkar. Halkın Kızıl Avlu dediği bu yapı, Anadolu’da Roma döneminden ayakta kalan en büyük yapılardan biri. Akropolün beyaz mermer tapınaklarından tamamen farklı görünüyor; çünkü farklı bir dünyaya, Mısır’ın tanrılarına adanmıştı. Kentin genel tarihi için Pergamon Antik Kenti Tarihi sayfasına bakabilirsiniz.

Bir nehrin üstüne kurulan kutsal alan

Tapınak, yaklaşık 100 x 265 metrelik dev bir kutsal avlunun (temenos) doğu ucunda duruyordu. Avlu en az 13 metre yükseklikte duvarlarla çevriliydi. Batıdaki ana girişten tapınağa yaklaşık 200 metre yüründü. Avlunun üçte ikisinden fazlası bugün kentin binalarının altında kalıyor. Batı duvarının 46 metrelik bir bölümü Mermer Direkler Caddesi’nde, evlere bitişik olarak görülebiliyor.

Böyle büyük bir yapı için kentin ortasında boş yer yoktu. Mimarlar çözümü nehirde buldu. Selinus Çayı, avlunun altından çapraz geçen, çift tonozlu iki tünele alındı. “Pergamon Köprüsü” denen bu yapı yaklaşık 200 metre uzunluğunda ve antik çağdan bilinen en büyük nehir üstü yapısı. Köprü bugün de çalışıyor: Bergama Çayı hâlâ bu tünellerden akıyor, üstünde binalar ve araç trafiği var.

Kimin tapınağıydı?

Yapımın yılı hiçbir yazıtta geçmiyor. Heykel üslubu ve yapı tekniği, MS 2. yüzyılın ilk yarısını gösteriyor. Duvarların tamamen kırmızı tuğladan örülmesi Küçük Asya’da eşi olmayan, ama o dönem İtalya’da yaygın bir teknik. Bu da mimarın ve ustaların yerli olmadığını düşündürüyor. Yapının büyüklüğü ve yalnızca imparatorluk yapılarında görülen bazı süsleme öğeleri, yaptıranın büyük olasılıkla İmparator Hadrianus olduğunu gösteriyor. Hadrianus Mısır tanrılarına özel ilgi duyuyordu. Tivoli’deki villasında da benzer Mısırlı figürler vardı.

Tapınağın Mısır tanrılarına adandığı kesin sayılıyor. Yan avlulardaki galerileri taşıyan, sırt sırta durmuş çift insan figürleri Mısır başlıkları taşıyor; çıplak bedenleri koyu renk mermerden yapılmıştı. Avluda güneş kurslu ve boynuzlu küçük bir pişmiş toprak İsis başı bulundu. Bir yazıtta Serapis, İsis, Harpokrates, Osiris ve Apis’in adları geçiyor. Mısır’dan çıkan bir papirüs, İsis’i “Pergamon’da hüküm süren” diye anıyor. Asıl tanrının İsis mi, Serapis mi olduğu ise tartışmalı. Kimi araştırmacılar Anadolu’nun ana tanrıçası Kybele’yle bir bağlantı, kimileri imparator kültü de öneriyor.

Neye bakmalı: ana yapı

Ana yapı yaklaşık 60 x 26 metre. Duvarları bugün de 19-20 metreye ulaşıyor. Tuğla duvarlar aslında renkli mermer levhalarla kaplıydı; kaplamadan bir şey kalmadı. Batıdaki giriş kapısı en az 7 metre genişliğinde ve 14 metre yüksekliğindeydi. Kapının eşiği 30 tonu aşan tek parça bir mermer bloktan yapılmış ve hâlâ yerinde.

  • Nişler: Batı yarısının duvarlarında 6 metre yüksekliğinde on iki kemerli niş var. Büyük olasılıkla tanrı heykellerini taşıyordu.
  • Su kanalı: Salonu ikiye bölen, Mısır kaymaktaşıyla kaplı, 1,37 metre derinliğinde bir kanal. Batı yarısı halka, doğu yarısı rahiplere ayrılmış olabilir. Kutsal alanda bu kadar çok havuz ve kanal bulunması, törenlerde suyun, belki Nil taşkınının canlandırılmasının, önemli bir yeri olduğunu düşündürüyor. Ancak 2002’den beri süren araştırmalar, bu su düzeneklerinin bir kısmının sonradan eklendiğini gösterdi.
  • Heykel kaidesi: Doğu ucunda, 1,5 metre yüksekliğindeki bir platformun üstünde dev bir tanrı heykelinin kaidesi. Heykelin 10 ile 20 metre arasında olduğu hesaplanıyor. Kaidenin içine aşağıdan bir merdivenle ulaşılabiliyordu. Bu yüzden rahiplerin içi boş heykelin içine girip tanrı adına konuştukları ileri sürülüyor; bu bir varsayım.

Yan kuleler ve yeraltı geçitleri

Ana yapının iki yanında, kendi sütunlu avlularının içinde birer yuvarlak kule duruyor. Her biri yaklaşık 18-20 metre yüksekliğinde, iç çapı 12 metre ve kubbeli. Duvarlarda pencere yok; ışık kubbenin tepesindeki açıklıktan giriyordu. Önlerinde uzun su havuzları vardı.

Tapınağın ve kulelerin altında, onları birbirine bağlayan bir geçitler ağı uzanıyor. Kulelerden sarmal rampalarla iniliyor. Geçitler gizli bir yoldan heykel kaidesine ve yan duvarlardaki merdivenlere ulaşıyordu; geniş, sütunlu yeraltı odalarına da açılıyordu. Güney kulenin yanındaki iki oda bugün kazı deposu olarak kullanılıyor.

Tapınaktan kiliseye

Hristiyanlık döneminde tapınak bir yangınla harap oldu. 5. yüzyılın ikinci yarısında yıkık yapının içine üç nefli bir bazilika kuruldu. Doğu duvarı yıkılıp yerine bir apsis yapıldı, iç mekân sütun dizileriyle üçe bölündü, taban en az 2,5 metre yükseltildi. Kazılar, kilise kurulmadan önce tapınağın süslemelerinin söküldüğünü ve parçalarının dolgu olarak kullanıldığını gösteriyor. Kilisenin kime adandığı yalnızca yerel gelenekten biliniyor. Gelenek Aziz Yuhanna’yı ya da kentin ilk piskoposu sayılan Antipas’ı anıyor.

Kilise de bir yangınla sona erdi. Bunun 7. yüzyıldaki Arap akınlarıyla ya da 716-717’de kenti kuşatan Mesleme’nin ordusuyla ilgili olduğu düşünülüyor. Kalıntı 13.-14. yüzyıla kadar ayakta kaldı. 19. yüzyılda ana yapının içi evlerle dolmuştu. Gezgin Mordtmann, 1850’lerde kilisenin içine girmekte zorlandığını yazar.

Kuzey kuledeki cami ve güney kulenin zeytinyağı fabrikası

İki kulenin yakın dönemdeki kaderi farklı oldu. Kuzey kule bugün de cami olarak kullanılıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası metni yapının cami olarak kullanımını 13. yüzyıldan itibaren veriyor; bazı kaynaklar dönüşümü Bergama’nın Türklerin eline geçtiği 14. yüzyıl ortasına bağlıyor. Aynı metne göre kulelerden biri bir dönem havra olarak da kullanıldı. Güney kule ise Osmanlı döneminde değişikliğe uğradı ve 19. yüzyılda bir zeytinyağı fabrikasının makine dairesi oldu. İç duvarlarındaki kurum o makinelerden kalma.

Araştırma ve onarım

Yapının ilk ayrıntılı çizimlerini 1906-1909’da Paul Schazmann hazırladı. 1930’larda Theodor Wiegand’ın kazılarında ana yapının içindeki evler kaldırıldı. İlk onarımlar, Bergama Müzesi’nin müdürü Osman Bayatlı’nın girişimiyle 1930’larda başladı ve 1950’ler ile 1960’larda sürdü. 2002’de Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi, Adolf Hoffmann yönetiminde yapıyı yeniden araştırmaya başladı. Çökme tehlikesindeki güney kule 2006-2009 arasında onarıldı. 2010’dan sonra yan avlulardaki Mısırlı figürlerden biri, özgün bir gövde parçası kullanılarak Bergamalı bir taş ustasınca yeniden yapıldı ve yerine dikildi. Alman kaynaklarına göre onarım çalışmaları 2020’de tamamlandı. Kızıl Avlu, 2014’teki UNESCO kaydında “Serapis Tapınağı ve Kutsal Alanı” adıyla ayrıca anılıyor.

Bugün Kızıl Avlu’yu gezerken

Ana yapıya batıdaki büyük kapının eşiğinden girin; tek parça mermer eşik ayağınızın altında. İçeride duvarlardaki nişlere, ortadaki kanala ve doğu uçtaki heykel kaidesine bakın. Güney kulenin içinde kurumla kararmış duvarları, önündeki avluda yeniden dikilmiş Mısırlı figürü görürsünüz. Kuzey kule ibadete açık bir cami; namaz vakitlerine dikkat edin. Yapıdan çıktıktan sonra Bergama Çayı’nın köprünün altından çıktığı noktayı ve Mermer Direkler Caddesi’ndeki avlu duvarını da görün. Kızıl Avlu’nun Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze sayfasında ayrı bir kaydı bulunmuyor; güncel saat ve ücret bilgisi için gitmeden önce Bergama Müzesi’ne danışın.

Ulaşım, süre ve çevredeki diğer yerler için: İzmir gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Kızıl Avlu neden “kızıl”?

Duvarları kırmızı tuğladan örüldüğü için. Tuğlalar aslında renkli mermerle kaplıydı; kaplama döküldükten sonra kırmızı renk ortaya çıktı.

Kızıl Avlu kilise mi, cami mi?

İkisi de oldu. Yapı MS 2. yüzyılda Mısır tanrıları için tapınak olarak yapıldı, 5. yüzyılda içine bir kilise kuruldu. Yan kulelerden kuzeydeki bugün cami olarak kullanılıyor.

Bergama Çayı Kızıl Avlu’nun altından mı geçiyor?

Evet. Roma mimarları çayı, kutsal avlunun altından geçen iki tonozlu tünele aldı. Yaklaşık 200 metrelik bu “Pergamon Köprüsü” bugün de çalışıyor.

Kaynakça

  • UNESCO Dünya Mirası Merkezi, Pergamon and its Multi-Layered Cultural Landscape (1457) — Serapeion’un kilise, havra ve cami olarak kullanımı.
  • Brückener, C., Hoffmann, A., Mania, U. (2007). “Ägyptische Kulte in Pergamon: Die Rote Halle in Pergamon aus bauhistorischer und archäologischer Sicht”. Antike Religionsgeschichte in räumlicher Perspektive, Tübingen: Mohr Siebeck.
  • Hoffmann, A. (ed.) (2005). Ägyptische Kulte und ihre Heiligtümer im Osten des Römischen Reiches (Byzas 1). İstanbul: Ege Yayınları.
  • Wild, R. A. (1981). Water in the Cultic Worship of Isis and Sarapis. Leiden: Brill.
  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bergama Müzesi (Kızıl Avlu/Serapeion buluntuları).
  • Red Basilica, Rote Halle ve Bergama, Vikipedi.

👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top