Side Antik Kenti Tarihi
Son güncelleme: 15 Ekim 2026

Nerede: Antalya, Manavgat ilçesi, Side Mahallesi; Manavgat’ın yaklaşık 7-8 km güneybatısında, denize uzanan dar bir yarımadanın üzerinde
Antik adı: Side (“nar” anlamına gelen Anadolu kökenli bir sözcük)
Dönemler: MÖ 7. yüzyıl Kymeli göçmenler → Lidya ve Pers → İskender ve Helenistik krallıklar → korsanlık dönemi → Roma (altın çağ MS 2.-3. yüzyıl) → Bizans metropolitlik merkezi → terk → 1890’larda Selimiye köyü
Önemli tarihler: MÖ 334/333 İskender’e direnmeden teslim · MÖ 190 açıklarında Rodos ile III. Antiokhos donanmaları arasında deniz savaşı · MÖ 67 Pompeius’un korsanlığı bitirmesi · MS 74 Vespasianus ve Titus’a adanan anıt · 1947 Arif Müfid Mansel’le başlayan kazılar · 1962 Roma hamamında müzenin açılışı
Bugün: Kalıntıların büyük kısmı mahallenin sokaklarıyla iç içe ve açık alanda; tiyatro Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ücretli ziyaret alanı, her gün açık (muze.gov.tr, 2 Ekim 2026)
Side’de antik kentle bugünkü yerleşimi ayıran bir çit yok. Otoparktan yürünen cadde Roma’nın sütunlu caddesinin izini sürüyor, lokantalar eski dükkân sıralarının üstünde duruyor, tiyatronun tonozları bir ana yolun kenarında yükseliyor. Side’yi zengin eden de, bir dönem korsanların pazarı yapan da, sonunda terk ettiren de limanıydı.
Kymeli göçmenler ve unutulan Yunanca
Antik yazarlar Side’nin Aiolis bölgesindeki Kyme’den, yani İzmir’in kuzeyindeki Aliağa yakınlarından gelen göçmenlerce kurulduğunu yazar. Strabon kenti “Kymelilerin kolonisi” olarak anar, Arrianos da aynı kökeni aktarır. Kuruluş genellikle MÖ 7. yüzyıla yerleştiriliyor; Princeton Klasik Yerler Ansiklopedisi’nde Side maddesini yazan George Bean 7. ya da 6. yüzyılı öneriyor. Kilise tarihçisi Eusebios’un verdiği MÖ 1405 tarihinin ise tarihsel bir dayanağı yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı ise yerleşimin MÖ 8. yüzyıla kadar indiğini, bazı buluntuların Geç Tunç Çağı’na uzandığını belirtiyor. Kymeliler büyük olasılıkla boş bir yere değil, daha eski bir yerel yerleşime geldi.
Kentin adı da bu eski katmana işaret ediyor. “Side” Anadolu dillerinde “nar” demek. Nar, kentin sikkelerinde erken dönemden Roma çağına kadar sürekli görülen bir simge oldu.
Arrianos’un aktardığı bir yerel anlatı Side’yi komşularından ayırıyor. Sidelilerin kendi anlattığına göre Kyme’den gelen ilk göçmenler karaya ayak bastıkları anda Yunancayı unutmuş ve hemen yabancı bir dil konuşmaya başlamıştı. Bu dil komşu halkların dili de değildi, o güne dek bilinmeyen kendilerine özgü bir dildi. Anlatı bir efsane, ama arkasında gerçek bir durum var. Side’de Yunancadan farklı, yerel bir dil yüzyıllarca yazılı olarak kullanıldı.
Side dili: yarısı okunabilen bir yazı
Bugün “Side dili” (Sidetçe) denen bu dil, Hint-Avrupa dil ailesinin Anadolu koluna ait ve Luvicenin akrabası. Bean, bunun Pamphylia’nın asıl yerel dili olduğunu, öteki kentler Yunancaya geçtiğinde Side’de yaşamayı sürdürdüğünü düşünüyordu. Dilin bilinen en eski örnekleri MÖ 5.-3. yüzyıllara ait sikkelerdeki yazılar. Yazı sağdan sola okunuyor ve bir kısmı Yunan alfabesinden alınmış harfler içeriyor.
Çözüm denemesi yavaş ilerledi. 1914’te Side’de Yunanca ve Sidetçe yazılı bir sunak bulundu, ama Sidetçe kısım okunamadı. 1949’da ikinci bir iki dilli yazıt ortaya çıkınca İstanbul’da çalışan Alman arkeolog Helmuth Theodor Bossert iki metni karşılaştırarak bazı harflerin değerini belirleyebildi. 1964’te doğu kapısı yakınında iki uzun Sidetçe metin taşıyan bir blok çıktı. 1972’de ise Side dışında ilk kez bir Sidetçe yazıt, kuzeydeki Lyrbe’de bulundu. Yazıtlar MÖ 3. ve 2. yüzyıla kadar uzanıyor. Yazı bugün de tam olarak çözülmüş değil. Kültür Portalı’na göre Side Müzesi’nin yenilenen bölümlerinde bu Sidetçe yazıtlar ilk kez bir arada sergileniyor.
İskender’den korsanlara
Side MÖ 6. yüzyılda Lidya’nın, MÖ 547-546’dan sonra Persler’in egemenliğine girdi. Büyük İskender Pamphylia’ya geldiğinde kent direnmeden teslim oldu ve İskender buraya bir garnizon bıraktı. Bu teslim için kaynaklar MÖ 334 ve MÖ 333 tarihlerini veriyor; sefer 334-333 kışına denk geldiği için iki tarih de kullanılıyor.
İskender’in ölümünden sonra kent Ptolemaioslar ile Seleukoslar arasında el değiştirdi. Komşusu Aspendos’la arası iyi değildi. Polybios’a göre MÖ 218’de Seleukos generali Akhaios’un ordusuna Aspendos asker verirken Side vermeyi reddetti. MÖ 190’da Side açıklarında, Roma’nın müttefiki Rodos donanması ile III. Antiokhos’un, komutasını Kartacalı Hannibal’in yaptığı donanması arasında bir deniz savaşı yapıldı. Kentin Helenistik dönemdeki itibarını gösteren bir ayrıntı da şu: sonradan Seleukos tahtına çıkan VII. Antiokhos gençliğinde Side’de yetişti ve “Sidetes” (Sideli) lakabıyla anıldı.
MÖ 2. ve 1. yüzyıllarda Side’nin adı korsanlıkla anıldı. Dağlık Kilikya’dan çıkan korsanlar Doğu Akdeniz’i ele geçirdiğinde Side onların üslerinden biri oldu. Strabon bunu açıkça yazar: Side’de tersaneler Kilikyalılara açıktı ve korsanlar esirlerini burada, özgür insanlar olduklarını bile bile, açık artırmayla satıyordu. Bean de kentin korsanlar için hem üs hem esir pazarı olduğunu belirtir. Romalı komutan Publius Servilius Vatia MÖ 78’de bölgedeki korsanlara karşı sefer yaptı. Korsanlığa asıl son veren ise MÖ 67’de Pompeius oldu. Köle ticaretinin Roma döneminde de kentin gelir kaynaklarından biri olarak sürdüğü yazılıyor.
Roma’nın zengin liman kenti
Augustus döneminde MÖ 25’ten sonra Pamphylia doğrudan Roma yönetimine girdi. Side bundan sonraki üç yüzyıl boyunca bölgenin en zengin kentlerinden biri oldu. Zeytinyağı, şarap ve kereste ihraç ediliyor, özellikle Mısır’la yoğun ticaret yapılıyordu. Bugün görülen kalıntıların çoğu bu dönemin, MS 2. ve 3. yüzyılın eseri. Kentin nüfusu için verilen tahminler 40.000 ile 60.000 arasında değişiyor; bunlar kesin rakamlar değil.
Su, yarımadanın en büyük eksiğiydi. MS 2. yüzyılın ikinci yarısında Manavgat Çayı’nın (antik Melas) yukarısındaki kaynaklardan kente yaklaşık 30 km uzunluğunda bir su yolu getirildi. Kaynakla kent arasındaki yükseklik farkı yalnız 36 metre olduğu için hat olabildiğince düz tutulmak zorundaydı: yol boyunca 20’yi aşkın köprü ve çok sayıda tünel açıldı. Bu köprülerin kalıntıları bugün Manavgat’ın kuzeyinde, nehir boyunca görülebiliyor. Bean ise hattın uzunluğunu 32 km olarak veriyor.
4. yüzyılda Toroslar’dan inen akınlar kenti yoksullaştırdı. Yarımadanın en dar yerine, tiyatronun hemen yanından geçen ikinci bir sur çekildi ve kent küçüldü. Bu iç surun tarihi tartışmalı: ilk kazıcılar onu 4. yüzyıla tarihlerken bazı araştırmacılar 7. yüzyılı öneriyor. 5. ve 6. yüzyıllarda Side yeniden canlandı ve Doğu Pamphylia’nın metropolitlik, yani baş piskoposluk merkezi oldu. 7. yüzyıldan başlayan Arap akınları, depremler ve dolan liman ise sonu getirdi. Halk zamanla Antalya’ya taşındı. Arap coğrafyacı İdrisi 12. yüzyılda kentten “Yanık Antalya” diye söz ediyor. Kentin ne zaman tamamen boşaldığı konusunda kaynaklar ayrışıyor: bazıları 10. yüzyılı, Bakanlık ise 12. yüzyılın başını veriyor.
Side Antik Limanı
Side’nin zenginliği limanından geliyordu, ama bu liman doğanın armağanı değildi. Pamphylia ovasının kumlu kıyısında büyük gemilerin yanaşabileceği doğal bir koy yoktu. Sideliler yarımadanın ucunda bir havuz kazıp önüne iri bloklardan bir dalgakıran yaptılar. Dalgakıranın üstünden kentin suru geçiyordu. Bean, limanın neredeyse tamamen yapay olduğunu ve dar bir girişi bulunduğunu yazar.
Bu yapay limanın bitmeyen bir derdi vardı: kum. Manavgat Çayı’nın denize taşıdığı kum, rüzgârla limana doluyor ve havuzun sürekli temizlenmesi gerekiyordu. Bean’e göre antik çağda “Side limanı” deyimi, tekrar tekrar yapılması gereken bir iş için atasözü hâline gelmişti. Kum sorunu yalnız limanı değil kenti de etkiledi; kentin güneydoğu köşesi bugün de kum tepelerinin altında.
Limanın önemi, Roma’nın 3. yüzyıldaki Sasani (Pers) savaşları sırasında da sürdü. Bu dönemde Side’nin askerî bir ikmal üssü olarak kullanıldığı ve “nauarkhis” (donanmanın hanımı) unvanını aldığı aktarılıyor. Kent ise limanın gelirini gösterişli yapılara harcadı. Limanın hemen yanında, denize bakan bir terasta kentin iki baş tanrısının tapınakları yükseliyordu. Kentin ortaçağdaki çöküşünde de liman belirleyici oldu: liman dolunca ticaret, ticaret bitince halk gitti.
Bugün antik havuzun yaklaşık yarısı dolmuş durumda, dalgakıranın bir kısmı ise hâlâ yerinde. Havuzun bir bölümü teknelerin bağlandığı bir barınak olarak kullanılıyor. 1969’da düzenlenen Side turizm planlaması yarışmasında birincilik alan proje, antik limanın özgün biçimine uygun temizlenip balıkçı barınağı olarak onarılmasını önermişti. Şehir plancısı Mehmet Çubuk 2013’te yayımladığı makalede limanın bu ilkelerden uzak biçimde genişletildiğini ve yat limanına dönüştürülmek istendiğini eleştirdi. Limanın bugünkü sınırlarının antik havuzla birebir örtüşmediği bu yüzden akılda tutulmalı.
Neye bakmalı: kapıdan tiyatroya
Ana kapı ve çeşme. Kente bugün de antik ana kapıdan giriliyor. Plan Perge ve Silyon’daki kapılara benziyor: iki kule arasında at nalı biçiminde bir avlu. Bean’e göre kapının kendisinden yer üstünde neredeyse hiçbir şey kalmadı. Kapının hemen dışında, su yolunun beslediği büyük anıtsal çeşme (nymphaion) duruyor. MS 2. yüzyıla tarihlenen çeşmenin cephesi yaklaşık yarı yüksekliğine kadar ayakta.
Sütunlu cadde. Kapıdan tiyatroya giden ana yol antik caddenin çizgisini izliyor. Bazı sütunlar yeniden dikildi. Caddenin iki yanında dükkân sıralarının temelleri görülüyor.
Agora ve Tykhe Tapınağı. Tiyatronun arkasındaki ticaret agorası, dört yanı dükkânlı sütunlu galerilerle çevrili büyük bir meydandı. Ortasındaki yuvarlak yapı, büyük olasılıkla talih tanrıçası Tykhe’nin tapınağıydı: 12 sütunla çevrili, tavanında burç işaretleri bulunan küçük bir yapı. Tarihi için Bean MS 2. yüzyılı veriyor. Agoranın batı köşesindeki yarım daire biçimli tuvalette, oturakların altından akan su kanalı hâlâ seçiliyor. Antik kaynaklardaki köle pazarının bu agoraya bağlanması yaygın ama yerini kesin gösteren bir buluntu yok.
Vespasianus Anıtı. Tiyatronun yanındaki kemerli kapının dibinde duran nişli yapı, aslında başka bir yerde, İmparator Vespasianus ve oğlu Titus onuruna dikilmişti. Parçalı yazıtı MS 74 tarihini veriyor. İç sur yapılınca anıt sökülüp buraya taşındı ve önüne iki havuz eklenerek çeşmeye dönüştürüldü. Ortadaki nişte bir zamanlar imparatorun heykelinin durduğu yerde artık bir su borusu vardı. Kemerli kapının kendisi de ilginç: Roma döneminde yüksek bir onur kemeriydi, kent küçülünce iç surun ana kapısı oldu ve kemerin içi örülüp küçük bir geçit bırakıldı.
Tiyatro. Side Tiyatrosu kentin simgesi. Pamphylia’daki tiyatroların çoğu bir tepenin yamacına yaslanırken düz yarımadada böyle bir tepe yoktu. Hafif bir yükselti ancak oturma alanının alt yarısını taşımaya yetti. Üst yarı, kemer ve tonozlardan oluşan yapay bir yamacın üzerine kuruldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yapısıyla tiyatroyu Anadolu’da tek örnek olarak tanıtıyor. Bugünkü yapı MS 2. yüzyıla ait ve daha eski bir Helenistik tiyatronun yerini aldı. Oturma alanı bir yatay geçitle iki kuşağa ayrılıyor; Bean her kuşakta 29 sıra olduğunu yazıyor. Kapasite için en sık verilen rakam yaklaşık 15.000; bazı kaynaklar 20.000’e kadar çıkıyor.
Sahne binasının birinci katındaki frizde Dionysos’un hayatı batıdan doğuya, sahne sahne anlatılıyor ve doğu uçta tanrılarla devlerin savaşıyla (Gigantomakhia) bitiyor. Bakanlığın aktardığına göre MS 3. yüzyılda orkestranın çevresi yüksek bir duvarla çevrilerek hayvan gösterilerine uygun bir arenaya dönüştürüldü. 5. ya da 6. yüzyılda ise içine şapeller yapılarak açık hava kutsal alanı olarak kullanıldı.
Selimiye: Girit’ten gelenlerin köyü
Side boşaldıktan sonra yarımada yüzyıllarca ıssız kaldı ve “Eski Antalya” diye anıldı. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait bir yapı bulunmaması bu boşluğu gösteriyor. 19. yüzyılın sonunda Girit’teki çatışmalar sırasında adadan ayrılan Müslüman göçmenler yarımadanın ucuna yerleştirildi ve köy “Selimiye” adını aldı. Yerleşme tarihi için kaynaklar 1895, 1895-1897, “1900 civarı” ve “20. yüzyıl başı” gibi farklı tarihler veriyor. Göçmenler evlerini antik kalıntıların üstüne ve arasına kurdu. Kalıntılarla köyün bu iç içeliği bugünkü Side’nin dokusunu oluşturuyor.
1969’daki uluslararası planlama yarışmasında ören yeriyle uyumsuz evlerin kaldırılıp halkın batıda yeni bir alana taşınması önerildi. Mehmet Çubuk’a göre köylülerin direnişi sonucunda yeni yerleşim antik kentin hemen bitişiğine planlandı. 1970’lerden itibaren kitle turizmi balıkçı köyünü bir tatil merkezine dönüştürdü. Selimiye 1980’lerin sonunda belediye oldu, 2013’teki yasal düzenlemeyle de Manavgat’ın bir mahallesine dönüştü. Adı bugün resmî olarak Side.
Kazılar: Mansel’den bugüne
Side’deki sistemli kazılar 1947’de İstanbul Üniversitesi’nden Arif Müfid Mansel tarafından Türk Tarih Kurumu adına başlatıldı. Asistanı Jale İnan baştan beri ekipteydi. Mansel ilk sonuçları 1963’te yayımlanan “Die Ruinen von Side” kitabında topladı. Mansel’in ardından kazıyı Jale İnan yönetti. İnan’ın başkanlık yılları için kaynaklar 1974-1976 ile 1974-1980 arasında ayrışıyor. 1982’den 2008’e kadar Ülkü İzmirligil, 2009’dan itibaren Anadolu Üniversitesi’nden Hüseyin Sabri Alanyalı başkanlık yaptı. Alman Vikipedisi’ne göre 2019’dan bu yana kazıyı Feriştah Alanyalı yönetiyor. Kazılarda bulunan eserlerin önemli bir kısmı, kazıların ilk yıllarında onarılan Roma hamamındaki Side Müzesi’nde sergileniyor.
Bugün Side’yi gezerken
Gezi, otoparkın yanındaki ana kapı ve anıtsal çeşmeyle başlıyor. Sütunlu caddeden müzeye ve Vespasianus Anıtı’na, oradan tiyatroya yürünüyor. Tiyatronun ardından yol mahallenin içinden güneybatı ucuna, tapınaklara ve limana iniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sayfasına göre ücretli ziyaret alanı olan Side Tiyatrosu 2 Ekim 2026 itibarıyla her gün 08:00-19:00 arasında açık (gişe 18:30’da kapanıyor). 19:00-22:00 arasında gece müzeciliği uygulanıyor. Müzekart geçerli. Caddeler, agora çevresi, liman ve tapınaklar mahallenin açık alanında. Yaz aylarında gölge az; sabah erken ya da akşamüstü daha rahat.
Ulaşım, süre ve çevredeki diğer yerler için: Antalya gezilecek yerler rehberi.
Sıkça sorulan sorular
Side adı ne anlama geliyor?
Side, Anadolu dillerinde “nar” demek. Nar, kentin sikkelerinde erken dönemden Roma çağına kadar sürekli kullanılan bir simgeydi.
Side Tiyatrosu kaç kişilikti?
En sık verilen rakam yaklaşık 15.000; bazı kaynaklar 20.000’e kadar çıkıyor. Tiyatronun üst yarısı bir yamaca değil, kemer ve tonozlardan oluşan yapay bir taşıyıcıya oturuyor.
Side antik limanı bugün kullanılıyor mu?
Antik havuzun yaklaşık yarısı kumla dolmuş, dalgakıranın bir kısmı ise ayakta. Havuzun bir bölümü bugün tekne barınağı olarak kullanılıyor, ama bugünkü liman sınırları antik havuzla birebir aynı değil.
Side kazıları ne zaman başladı?
1947’de Arif Müfid Mansel başkanlığında, İstanbul Üniversitesi ekibiyle ve Türk Tarih Kurumu adına. Kazıları daha sonra Jale İnan, Ülkü İzmirligil ve Hüseyin Sabri Alanyalı yönetti.
Kaynakça
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Side Tiyatrosu ve Side Müzesi sayfaları (ziyaret saatleri, erişim 2 Ekim 2026).
- Kültür Portalı, Side Antik Kenti ve Side Müzesi.
- George E. Bean, “Side (Selimiye, formerly Eski Antalya) Turkey”, The Princeton Encyclopedia of Classical Sites, Princeton 1976.
- Strabon, Geographika 14.3.2 ve 14.4.2; Arrianos, Anabasis 1.26.4-5; Polybios, Historiai 5.73.
- Mehmet Çubuk, “Turizmin Rehin Aldığı Antik Kent ve Side Antik Limanı’nın Yat Limanına Dönüşümü Üzerine”, Planlama 23/1 (2013), s. 6-11, doi:10.5505/planlama.2013.35220.
- Side (Pamphylien) (DE), Side, Turkey, Sidetic language, Side, Arif Müfid Mansel ve Jale İnan, Vikipedi.
👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası