Birgi Tarihi

Son güncelleme: 14 Ekim 2026

Birgi Köyü, İzmir
Fotoğraf: Thecatcherintherye · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Nerede: İzmir, Ödemiş; Bozdağ’ın güney eteğinde, Sarıyar deresinin iki yamacında, Ödemiş merkezine yaklaşık 10 km
Dönem: Bizans kale-kenti Pyrgion; 14. yüzyılda Aydınoğulları Beyliği’nin ilk merkezi; Osmanlı kaza merkezi
Önemli yapılar: Ulu Camii (Aydınoğlu Mehmed Bey Camii) ve Mehmed Bey Türbesi, Sultanşah Türbesi, İmam Birgivî’nin kabri, Çakırağa Konağı
Önemli tarihler: 1307 Aydınoğlu Mehmed Bey’in kenti alması · 712 / 1312 Ulu Camii kitabesi · 1333 İbn Battûta’nın ziyareti · 1573 İmam Birgivî’nin ölümü · 1761 Çakırağa Konağı’nın yapımına başlanması · 1922 yangın · 2012 UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi
Bugün: Ödemiş’e bağlı mahalle; tarihi dokusu korunan, yürüyerek gezilen küçük bir kasaba

Birgi’ye girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken şey, kasabanın dar bir vadinin iki yamacına tutunmuş olması. Bozdağ’dan inen Sarıyar deresi kasabayı ikiye bölüyor. Evler iki yakadan birbirine bakıyor. Bugün birkaç bin kişinin yaşadığı bu sakin yer, 14. yüzyılın başında Batı Anadolu’nun en güçlü Türk beyliklerinden birinin başkentiydi. Kuzey Afrikalı gezgin İbn Battûta 1333’te buraya geldiğinde bey sarayında ağırlandı. Gördüğü kenti güzel ve zengin bir belde olarak anlattı.

Bu sayfa Birgi’nin Bizans’tan bugüne hikâyesini ve kasabada yerinde görebileceğiniz yapıları anlatıyor. Aydınoğulları Beyliği’nin Ayasuluk dönemi ve siyasi tarihinin ayrıntısı için Selçuk İsa Bey Camii Tarihi sayfasına bakabilirsiniz. Burada yalnızca Birgi’yi ilgilendiren kısmı ele alınıyor.

Pyrgion: Ovaya bakan kale-kent

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Birgi maddesine göre yörede bazı antik kentler bulunsa da Birgi asıl olarak bir Orta Çağ kenti olarak gelişti. Yakındaki Hypaipa antik kentinin bulunduğu bölgede yerleşimin MÖ 3000’lere kadar indiği düşünülüyor. İngilizce Vikipedi ise kenti antik çağın Dios Hieron’u (“Zeus’un Kutsal Alanı”) ile eşleştiriyor. Bölge Frig, Lidya, Pers, Bergama ve Roma egemenliğinden sonra Bizans’a geçti.

Bizans döneminde Birgi, savunma amacıyla ovaya bakan yüksek bir noktada kurulmuş bir kale-kentti. Adı Pyrgion ya da Pyrgi idi. Bugünkü “Birgi” adı da buradan geliyor. Yunanca Pyrgion “küçük kule” anlamına geliyor. Kent 1193-1199 arasında metropolitlik, yani bağımsız bir piskoposluk merkezi derecesine yükseldi. Uzun süre Efes’e bağlı bir piskoposluktu.

Aydınoğulları’nın ilk merkezi

13. yüzyılın sonunda Menteşe Bey’in damadı Sasa Bey, kenti büyük olasılıkla 1304’te ele geçirdi. Onun seferlerine katılan Aydınoğlu Mehmed Bey ise TDV’ye göre Birgi’yi 1307’de aldı ve kurduğu beyliğin merkezi yaptı. TDV’nin Aydınoğulları maddesi Mehmed Bey’in Aydın-ili’ne hâkim oluşunu 1308 olarak veriyor. Mehmed Bey topraklarını beş oğlu arasında paylaştırdı. Kendisi en küçük oğluyla Birgi’de kaldı. Onun yönetimindeki bölge Arap kaynaklarında “Memleket-i Birgi” diye anıldı.

İbn Battûta 1333 yazında Mehmed Bey’i önce Bozdağ’daki yazlığında ziyaret etti, sonra onunla birlikte Birgi’ye indi. Bey’in sarayında kaldı, kentteki âlimler ve müderrislerle tanıştı. Gezgin ayrıldıktan kısa süre sonra, 1334’te Mehmed Bey öldü. Yerine geçen oğlu Gazi Umur Bey tahta Birgi’de çıktı. Ancak birkaç gün sonra kendi üssü İzmir’e döndü. Beyliğin ağırlık merkezi de giderek Ayasuluk (Selçuk) ve Tire’ye kaydı.

Bu yıllarda Birgi’de Hıristiyan cemaat de yaşamaya devam ediyordu. Metropolitlik Aydınoğulları döneminde de sürdü. Efes metropolitinin Birgi’yi kendine bağlama çabası İstanbul patrikhanesinin müdahalesine yol açtı ve yerinde soruşturma yapıldı. Sonunda 1378’de Birgi, piskoposluk olarak yeniden Efes’e bağlandı.

Birgi 1391’e doğru İsa Bey tarafından Osmanlılara bırakıldı. 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden Aydınoğulları’nın eline geçti. Kesin olarak II. Murad döneminde Osmanlı topraklarına katıldı. UNESCO’ya sunulan aday dosyası ve Türkçe Vikipedi bu tarihi 1426 olarak veriyor.

Ulu Camii: 1312 ve ceviz minber

Mehmed Bey 1312’de Birgi’de bir cami, türbe ve medrese yaptırdı. Bugün Ulu Camii ya da Aydınoğlu Mehmed Bey Camii diye bilinen yapı, kuzey kapısının üstündeki iki satırlık sülüs kitabeye göre 712 (1312) yılına tarihleniyor. TDV’ye göre Aydınoğulları’nın ilk camisi bu. Kuzeybatı köşesindeki medrese, batısındaki Mehmed Bey Türbesi ve büyük olasılıkla güneydoğusundaki hamamla birlikte bir külliye olarak düşünülmüştü. Medrese Yunan işgali sırasında yıkıldı.

Caminin yerinde daha önce başka bir yapı ya da yapılar vardı. Zemindeki izler ve çevreye dağılmış parçalar bunu gösteriyor. Duvarlarda bol miktarda devşirme malzeme kullanılması da bu kalıntılardan geniş ölçüde yararlanıldığını düşündürüyor. Kare planlı harim, dört sıra halinde dizilmiş on beş devşirme sütunla mihraba dik beş nefe bölünüyor. Daha geniş tutulan orta nefte, mihrabın önünde pandantifli bir kubbe var. Geri kalan bölümü ahşap konstrüksiyonlu bir çatı örtüyor.

Neye bakmalı

  • Doğu cephesi: Ortadaki kemerli kapının iki yanında, altta ve üstte süslemeli ikişer pencere var. TDV maddesi, düğümlü geçmeli ve dilimli kemerli bu mermer pencerelerde Memlük mimarisinin etkisini görüyor. Caminin asıl yeniliği de plan değil, iki sıra pencereli bu hareketli cephe düzeni.
  • Mermer aslan: Doğu cephesinin güney köşesinde, dikdörtgen bir niş içinde devşirme bir mermer aslan heykeli duruyor.
  • Minare: Güneybatı köşesinde, tuğladan silindirik gövdeli. Gövdeyi saran firuze sırlı tuğlalarla yapılmış zikzak ve baklava örgüsü Selçuklu geleneğini sürdürüyor.
  • Mihrap: Koyu mor ve firuze renkli mozaik çinilerle kaplı. Mihrabı ve mihrap önü kemerini saran geometrik desenler ile sülüs yazı kuşağı Selçuklu çini geleneğinden geliyor. Çinilerde yer yer dökülmeler var.
  • Minber: Kündekâri tekniğiyle yapılmış ceviz bir minber. TDV’ye göre 722 (1322) tarihli ve Muzafferüddin b. Abdülvâhid adlı bir ustanın eseri. UNESCO aday dosyası mihrap ve minberi, dönemlerinin en iyi korunmuş örnekleri arasında sayıyor.
  • Ahşap kapaklar: Alt pencereleri örten ahşap kapakların her biri farklı bir kompozisyonla işlenmiş. Kapı ve pencere kanatlarının minberle aynı dönemde, büyük olasılıkla aynı usta tarafından yapıldığı düşünülüyor.

Ana girişin önünde sonradan eklenmiş bir son cemaat yeri vardı. 1944 depreminde yıkıldı. 19. yüzyılın başında Birgi’ye gelen Fransız gezgin Charles Texier, büyük caminin kubbesinin kurşun kaplı olduğunu yazmıştı.

Birgi Ulu Camii’nin ahşap işçiliği ünlü olsa da cami, UNESCO’nun 2023’te Dünya Mirası Listesi’ne aldığı “Anadolu’nun Orta Çağ Ahşap Hipostil Camileri” grubunda yer almıyor. O liste Afyon ve Sivrihisar Ulu camileri, Ankara Aslanhane, Beyşehir Eşrefoğlu ve Kastamonu Kasabaköy Mahmut Bey camilerinden oluşuyor. Birgi’nin camisi, ahşap direkli değil taş sütunlu bir yapı.

Türbeler

Caminin batısındaki Mehmed Bey Türbesi, TDV’ye göre Birgi’nin tahribattan kurtulan en önemli eserlerinden biri. İçinde beyliğin kurucusu Aydınoğlu Mehmed Bey’in yanı sıra Umur Bey, İsa Bey ve Bahadır Bey’e ait olduğu belirtilen mezarlar bulunuyor. Türbenin duvarlarında da caminin duvarlarındaki gibi bolca devşirme malzeme kullanıldı.

Kasabadaki Sultanşah Türbesi de TDV’nin Aydınoğulları maddesinde beyliğin Birgi’deki önemli yapıları arasında sayılıyor. Türbede kimin yattığı ve yapım tarihi konusunda, yararlandığımız kaynaklarda ayrıntılı ve doğrulanabilir bir bilgiye ulaşamadık. Bu nedenle burada yalnızca adını anıyoruz.

Osmanlı Birgi’si ve İmam Birgivî

Osmanlı döneminde Birgi, Aydın sancağına bağlı bir kazanın merkezi oldu. Kent 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar yavaş ama sürekli büyüdü. 1451’de dokuz mahallesi ve 1.200 kadar nüfusu vardı. 16. yüzyılın son çeyreğinde ise mahalle sayısı on sekize, nüfusu 4.500’e ulaştı. 1530’lara ait kayıtlarda Mehmed Bey ve İsa Bey’in camileri ile türbeleri, çok sayıda mescit ve zaviye, iki hamam, bir kervansaray, bir mumhane ve bir bezirhane görülüyor.

Birgi, Osmanlı döneminde de bir ilim kenti olmayı sürdürdü. Birgili Hoca Atâullah Efendi (ö. 1571), şehzadeliği sırasında Manisa’da II. Selim’in hocalığını yaptı. Memleketinde bir darülhadis (medrese) kurdu. Bu medresenin ilk müderrisi, 1523’te Balıkesir’de doğan Takıyyüddin Mehmed Efendi oldu. Ömrünün geri kalanını Birgi’de ders vererek ve kitap yazarak geçiren âlim, “Birgivî” lakabıyla tanındı.

TDV’ye göre Birgivî, döneminin pek çok uygulamasına açıkça karşı çıktı. Kadılar arasında yaygınlaşan rüşveti, ücret karşılığı ilmî rütbe verilmesini ve kabirlere türbe yapılmasını eleştirdi. Para vakfının caiz olmadığını savunarak Şeyhülislam Ebüssuûd Efendi’ye reddiyeler yazdı. Vasiyetnâme adlı Türkçe ilmihali, Risâle-i Birgivî adıyla yüzyıllar boyunca okundu. 1802’de Kazan’da, 1803’te İstanbul’da basıldı. Arapça dilbilgisi kitapları da Osmanlı medreselerinde ders kitabı oldu. Birgivî Eylül 1573’te bir İstanbul yolculuğunda vebaya yakalanarak öldü. Naaşı Birgi’ye getirilip burada defnedildi. Kabri bugün de kasabada ziyaret ediliyor.

17. yüzyılın başında bölgeyi saran Celali karışıklıkları Birgi’yi de etkiledi. Birgili olduğu söylenen Celali Cennetkarı oğlu bir süre kaleye kapanıp çevreye saldırdı. Sonunda yakalanarak 1625’te Birgi’de idam edildi. Kent bu mücadeleler sırasında büyük olasılıkla tahrip oldu ve uzun süre 1575’teki durumuna dönemedi. 1670’lerde gelen Evliya Çelebi kentte iki han, bir bedesten ve 200 dükkân saydı. Halkın başlıca geçim kaynağının beyaz iplik dokumacılığı olduğunu yazdı. Evliya’nın verdiği ev sayısını TDV, aynı yılların nüfus kayıtlarıyla uyuşmadığı için şüpheli buluyor.

Çakırağa Konağı: Duvarlarda İstanbul ve İzmir

Birgi’nin bugün en çok ziyaret edilen yapısı Çakırağa Konağı. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün tanıtımına göre konağın yapımına 1761’de Şerif Ali Ağa tarafından başlandı. Konağı kimin yaptırdığı konusunda kaynaklar ayrışıyor. Türkçe Vikipedi zengin bir tüccar olan Çakıroğlu Mehmet Bey’in adını ve 1761-1764 tarihlerini veriyor. UNESCO aday dosyası 18. yüzyılda bir deri tüccarının yaptırdığını söylüyor. TDV ise yapıyı “Çakırlar’ın Tâhir Bey Konağı” olarak anıyor.

Konak üç katlı. Zemin katın duvarları taş, orta ve üst katlar ahşap çatkı arasına dolgu tekniğiyle örülmüş. Taş döşeli zemin katta hizmetli ve bekçi odaları, misafir kabul yeri, ahır ve samanlık bulunuyor. Alçak tavanlı ara kat kışın, yüksek tavanlı üst kat yazın kullanılıyordu. Üst kat açık sofalı, iki sekili, iki çıkmalı ve iki köşk odalı. Ayrıca bir eyvanı ve taht köşkü var.

Konağı ünlü yapan üst katın süslemeleri. Tavan ve duvarlar bitki ve meyve motifleriyle, odalardan biri bir İstanbul, öteki bir İzmir panoramasıyla bezeli. Üst kattaki sofada da kaleli bir kıyı kenti resmedilmiş. Ahşap tavanlar ince çıtalarla oluşturulmuş geometrik panolarla kaplı. Bu panolar hilal, yıldız, çiçek ve meyve motifleriyle boyanmış. Bakanlık metni, bina 18. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olsa da resim üslubuna bakılarak süslemelerin 19. yüzyılın ilk yarısında yapıldığını belirtiyor.

Konak 1950’ye kadar konut olarak kullanıldı, sonra Kültür Bakanlığı’na devredildi. 1977’de onarımına başlandı. Çevresindeki bazı evler 1983’te kamulaştırıldı. İç düzenleme tamamlanınca 1995’te ziyarete açıldı. 2013’te yapılan restorasyonun özgüne uygunluğu tartışılınca çalışmaların yeniden ele alınmasına karar verildi.

Yangın, gerileme ve UNESCO

19. yüzyılda Ödemiş’in yükselmesi ve ova kentlerinin büyümesiyle Birgi geriledi. Yüzyılın ikinci yarısında kaza merkezi olmaktan çıkıp Ödemiş’e bağlı bir nahiye oldu. Texier, yüzyılın başında Birgi’yi iki yakası zarif bir köprüyle birbirine bağlanan, renkli evleri ağaçlar ve bahçeler arasında küçük ve şirin bir kasaba olarak anlatmıştı. En büyük yıkım 20. yüzyılda geldi. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre 1920’de kenti işgal eden Yunan kuvvetleri 1922’de çekilirken kenti ateşe verdi. Pek çok ev yandı. Derenin doğu yamacındaki mahalleler tamamen ortadan kalktı.

Bu kayıplara rağmen Birgi’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tescil edilmiş yüzden fazla tarihi yapı bulunuyor. Türkiye, “Birgi Tarihî Kenti”ni 13 Nisan 2012’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne sundu. Aday dosyası, topoğrafyaya göre şekillenen dar ve organik sokakları, yüksek duvarlarla çevrili avlulu iki katlı evleri ve 18. yüzyıldan kalan konut dokusunu öne çıkarıyor. Birgi bugün hâlâ geçici listede. Asıl Dünya Mirası Listesi’ne girmiş değil. 2014’te yürürlüğe giren 6360 sayılı kanunla belde statüsünü yitirdi ve Ödemiş’e bağlı bir mahalle oldu.

Bugün Birgi’yi gezerken

Kasaba küçük ve en iyi yürüyerek geziliyor. Ulu Camii’nin önünde önce doğu cephesine geçip mermer pencereleri ve köşedeki aslanı bulun. Sonra içeride ceviz minbere, çinili mihraba ve pencerelerin ahşap kapaklarına bakın. Hemen batıdaki Mehmed Bey Türbesi, beyliğin kurucusunun ve oğullarının mezarlarına ev sahipliği yapıyor. Çakırağa Konağı’nda üst kattaki İstanbul ve İzmir panoramalarını kaçırmayın. Müzenin güncel ziyaret gün ve saatlerini gitmeden önce kontrol etmek iyi olur. İmam Birgivî’nin kabri ve kasabanın derenin iki yakasına yayılan sokakları da gezinin parçası.

Ulaşım, süre ve çevredeki diğer yerler için: İzmir gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Birgi neden önemli?

Birgi, 14. yüzyılın başında Aydınoğulları Beyliği’nin ilk merkeziydi. Beyliğin kurucusu Mehmed Bey’in 1312’de yaptırdığı Ulu Camii ve türbesi, 16. yüzyıl âlimi İmam Birgivî’nin kabri ve 18. yüzyıldan kalma Çakırağa Konağı kasabada bulunuyor.

Birgi UNESCO Dünya Mirası mı?

Hayır, henüz değil. “Birgi Tarihî Kenti” 2012’den beri UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde. Birgi Ulu Camii de 2023’te listeye giren “Anadolu’nun Orta Çağ Ahşap Hipostil Camileri” grubunda yer almıyor.

Birgi Ulu Camii ne zaman yapıldı?

Kuzey kapısındaki kitabeye göre 712 (1312) yılında Aydınoğlu Mehmed Bey tarafından yaptırıldı. Ceviz minberi TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre 722 (1322) tarihli.

İmam Birgivî kimdir?

1523’te Balıkesir’de doğan, 1573’te ölen Osmanlı âlimi Takıyyüddin Mehmed Efendi. Birgi’deki medresede müderrislik yaptığı için Birgivî diye tanındı. Türkçe ilmihali Vasiyetnâme (Risâle-i Birgivî) yüzyıllarca okundu. Kabri Birgi’de.

Kaynakça


👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top