Pergamon Antik Kenti Tarihi

Son güncelleme: 14 Ekim 2026

Pergamon Antik Kenti, İzmir
Fotoğraf: Benh LIEU SONG · CC BY-SA 2.0 · Wikimedia Commons

Nerede: İzmir, Bergama; Bakırçay Ovası’nın kuzey kenarında, deniz seviyesinden yaklaşık 335 metre yükselen andezit tepe (Kale Tepesi) ve eteğindeki bugünkü kent
Antik adı: Pergamon (Latince Pergamum); bugünkü Bergama adı buradan geliyor
Dönemler: Arkaik yerleşim (MÖ 8.-7. yüzyıl) → Pers → Attalos krallığının başkenti (MÖ 3. yüzyıl-MÖ 133) → Roma’nın Asya eyaleti → Bizans → Karesioğulları → Osmanlı → Cumhuriyet
Önemli tarihler: MÖ 400/399 Ksenophon’un Onbinler’i burada · MÖ 283/281 Philetairos’un bağımsızlığı · MÖ 238 I. Attalos’un krallığı · MÖ 133 III. Attalos’un vasiyeti · MS 262 deprem · 716 Mesleme kuşatması · 1302 sonrası Karesioğulları · 1341 sonrası Osmanlı · 1878 Humann ve Conze’nin kazısı · 2014 UNESCO
Bugün: “Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı” adıyla UNESCO Dünya Mirası; Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) kazıları sürüyor

Pergamon’u Efes’ten ya da Milet’ten ayıran şey, bir kral ailesinin eseri olması. Kent yüzyıllarca ovaya bakan bir tepedeki küçük bir kaleydi. MÖ 3. yüzyılın başında bir hazine bekçisi buradan bir krallık çıkardı. Ailesi yüz elli yılda tepeyi Atina’ya rakip bir başkente çevirdi ve son kral, ülkesini vasiyetle Roma’ya bıraktı. Sonraki iki bin yılda kent küçüldü, büyüdü, el değiştirdi ama hiç terk edilmedi. UNESCO’nun 2014’te alanı listeye alırken “çok katmanlı” demesinin nedeni bu: Helenistik tapınaklar, Roma tapınağının içine yapılmış bir kilise, Osmanlı camileri ve hanları aynı yamaçta üst üste duruyor.

Bu sayfa kentin genel tarihini anlatıyor. Tepedeki yapılar için Bergama Akropolü Tarihi, şifa merkezi için Bergama Asklepion Tarihi, kent merkezindeki dev tuğla tapınak için Kızıl Avlu Tarihi, buluntuların bugün nerede olduğu için Bergama Arkeoloji Müzesi Tarihi sayfalarına bakabilirsiniz.

Krallıktan önce: küçük bir tepe kalesi

Kale Tepesi’nde Tunç Çağı yerleşimi kanıtlanamıyor. Tepedeki en eski izler MÖ 8. yüzyılın sonlarından kalma, Doğu Yunan ve Korinth’ten getirilmiş çanak çömlek parçaları. TDV İslâm Ansiklopedisi kazılarda MÖ 7. yüzyıla ait sur kalıntıları bulunduğunu yazıyor. Kentin adı ilk kez MÖ 450 civarında basılan sikkelerde, “PERG” kısaltmasıyla görülüyor.

Yazılı kaynaklardaki ilk ayrıntılı kayıt Ksenophon’dan. Pers tahtı için savaşan Yunan paralı askerlerin, ünlü “Onbinler”in dönüş yürüyüşü MÖ 400/399’da Pergamon’da sona erdi. Ksenophon kalan askerlerini burada Spartalı komutan Thibron’a teslim etti. O sırada kent, Pers Kralı Kserkses’ten bu toprakları almış olan Eretrialı Gongylos’un ailesinin elindeydi. Ksenophon’u ağırlayan da onun dul eşi Hellas’tı. Bölge ancak Büyük İskender’in seferiyle Pers yönetiminden çıktı.

Bir hazine, bir hanedan

İskender’in ölümünden sonra Pergamon, generallerinden Trakya Kralı Lysimakhos’un payına düştü. Lysimakhos tepedeki sağlam kaleyi tahkim etti, hazinesini buraya taşıdı ve başına komutanı Philetairos’u koydu. Philetairos, Lysimakhos’un ölümünün ardından ayrıldı ve kendi devletini kurdu. Bağımsızlık tarihi kaynaklarda MÖ 283 ya da 281 olarak geçiyor.

Hanedanın adı Philetairos’un babası Attalos’tan geliyor. Krallar şöyle sıralanıyor: Philetairos (MÖ 281-263), I. Eumenes (263-241), I. Attalos (241-197), II. Eumenes (197-159), II. Attalos (159-138), III. Attalos (138-133). Philetairos ve I. Eumenes kral unvanı almadı. Galatlara vergi ödemeyi reddeden I. Attalos, MÖ 238 civarında onları yendi ve kendini kral ilan etti.

Attalosların en başarılı siyaseti Roma’ya bağlılıktı. I. Attalos Makedonya’ya karşı Roma’nın yanında yer aldı. II. Eumenes, Seleukos Kralı III. Antiokhos’a karşı savaşa katıldı ve MÖ 188’deki Apameia Barışı’yla Seleukosların Anadolu’daki topraklarının neredeyse tamamını aldı. Krallık en geniş sınırlarına bu tarihte ulaştı.

Kent de bununla birlikte büyüdü. Philetairos’tan sonra uzun süre yaklaşık 21 hektarlık bir alanda kalan Pergamon, MÖ 188’den sonra 4 kilometrelik yeni bir surla yaklaşık 90 hektara genişledi. II. Eumenes ve kardeşi II. Attalos tepeyi Atina Akropolü’nü örnek alarak yeniden düzenledi. Zeus Sunağı, büyük kütüphane, gymnasion ve tiyatro terası bu dönemin eseri. Kardeşlerin geçimliliği antik yazarların dikkatini çekmişti. II. Attalos’un “kardeşini seven” anlamındaki lakabı Philadelphos’tu.

Parşömenin adı da Pergamon’dan geliyor: Latince pergamena, “Pergamon’dan gelen”. Ancak sık anlatılan hikâye, yani Mısır’ın papirüs ihracatını yasaklaması üzerine Pergamonluların parşömeni icat ettiği, doğru değil. Hayvan derisine yazı Anadolu’da çok daha önce de kullanılıyordu. Pergamon onu büyük ölçekte üreten ve adını veren kent oldu.

MÖ 133: bir krallığın vasiyetle devri

III. Attalos MÖ 133’te varisi olmadan öldü ve krallığını Roma’ya bıraktı. Vasiyet hemen uygulanamadı. Kendini III. Attalos’un kardeşi olarak tanıtan Aristonikos ayaklandı. Bir süre başarılı oldu, Roma konsülü Publius Licinius Crassus’u yenip öldürdü. MÖ 129’da konsül Marcus Perperna onu yendi. Krallığın büyük bölümünden Roma’nın Asya eyaleti kuruldu. Pergamon “özgür kent” sayıldı ve kısa bir süre eyaletin başkenti oldu. Başkentlik daha sonra Efes’e geçti.

Roma’nın metropolü

MÖ 88’de Pontus Kralı VI. Mithridates, Roma’ya karşı ilk savaşında Pergamon’u karargâh yaptı. Savaşı kaybedince Roma kentin ayrıcalıklarını ve özgür kent statüsünü elinden aldı. Toparlanma Augustus’la başladı. MÖ 29’da eyaletin ilk imparator kültü tapınağı, Roma ve Augustus için Pergamon’da kuruldu. Bu, “neokoros” denen imparator tapınağı bekçiliği unvanının ilkiydi.

Kentin Roma dönemindeki asıl atılımı MS 2. yüzyılda geldi. Traianus kente ikinci neokoros unvanını verdi (113/114). Hadrianus 123’te Pergamon’u “metropolis” ilan ederek onu rakipleri Efes ve Smyrna’nın önüne geçirdi. Tepenin eteğinde, Selinus Çayı’nın (bugünkü Bergama Çayı) batısında surları olmayan yeni bir Roma kenti kuruldu. Tapınaklar, stadyum, tiyatro, amfitiyatro ve Asklepion’un büyük yenilenmesi bu dönemin işiydi. Hekim Galenos 129’da bu kentte doğdu.

Bu dönemin nüfusu için kaynaklar farklı rakamlar veriyor. Galenos’a dayanan hesap 120.000 kişiden söz ediyor. DAI kazılarının su sistemi üzerine çalışmalarına dayanan tahmin ise en parlak dönemde 200.000 civarında bir nüfus veriyor. Kenti besleyen sistem gerçekten büyüktü. Helenistik dönemde Madra Dağı’ndaki kaynaklardan 40 kilometreyi aşan pişmiş toprak boru hattıyla su getiriliyordu. Son bölümde su, kurşun bir basınçlı boruyla 200 metre derinliğindeki vadiyi geçip kendi basıncıyla kale tepesine çıkıyordu.

3. yüzyılda gerileme başladı. Kent 262’deki depremde ağır hasar gördü ve kısa süre sonra Gotlar tarafından yağmalandı. Hristiyanlık bu dönemde kentte kök salmıştı. Yeni Ahit’teki Vahiy kitabında mektup gönderilen “Asya’nın yedi kilisesi”nden en kuzeydekisi Pergamon’du.

Bizans: kale tepesine geri çekilen kent

663/664’te Arap akıncıları kenti ilk kez ele geçirdi. Tehdit sürünce yerleşim yeniden tepeye çekildi. İmparator II. Konstans tepeyi eski yapıların taşlarından örülmüş 6 metre kalınlığında bir surla çevirdi. Zeus Sunağı’nın kabartmalarının 19. yüzyılda bu Bizans surunun içinden çıkması bu yüzden.

716’da Emevi komutanı Mesleme bin Abdülmelik, İstanbul kuşatmasına giderken Pergamon’u kuşattı ve aldı. Ordu bir yıl kadar kaldıktan sonra çekildi. Bazı kaynaklar kentin bundan sonra uzun süre harap kaldığını yazıyor. 1071 Malazgirt’in ardından Türkmen akınları başladı. 1109 ve 1113 saldırıları kenti büyük ölçüde yıktı. İmparator I. Manuel Komnenos 1170 civarında kenti yeniden yaptırdı ve tahkim etti. 1204’te Haçlıların İstanbul’u almasının ardından Pergamon İznik İmparatorluğu’na bağlandı.

Karesioğulları ve Osmanlı Bergama’sı

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Bizans kenti 1302’de bıraktı ve kısa süre sonra bölge Karesioğulları’na geçti. Karesi Bey’in ölümünden sonra beylik ikiye bölündüğünde Bergama, Yahşi Han’ın payına düştü ve bölgeye bir süre “Yahşi-ili” dendi. 1333’te kente gelen İbn Battûta, Bergama’nın harap olduğunu ama kalesinin çok sağlam olduğunu yazdı. Osmanlı fethinin tarihi kaynaklarda ayrışıyor. TDV “muhtemelen 1341’den hemen sonra” diyor, Kültür ve Turizm Bakanlığı 1345’te Orhan Gazi’nin aldığını yazıyor, bazı kaynaklar 1336’yı veriyor.

Osmanlı döneminde Bergama ovaya yayılan, kalabalık bir kent oldu. 1487 tahririne göre 34 mahallesi ve 6.000 civarında nüfusu vardı. 16. yüzyılda en az 350 dükkân, bir bedesten, üç han ve dört hamam kayıtlı. Pamuk dokumacılığı ve dericilik öne çıkıyordu. Bugün de ayakta duran Ulu Cami (I. Bayezid, 1388-1399), Kurşunlu Cami (1435) ve Taşhan (1432) bu dönemin yapıları. Antik kalıntılar da yeni kullanımlar buldu. Ayasofya’nın iç mekânındaki iki büyük mermer küp, 16. yüzyılda III. Murad döneminde Bergama’dan götürüldü.

17. yüzyılın ilk yarısında sağlam kalesi Celali reislerine sığınak oldu. Celali İlyas Paşa kaleye kapanıp Anadolu Beylerbeyi Küçük Ahmed Paşa’nın kuşatmasına yetmiş gün kadar dayandı. 18. yüzyılda kent önce Araboğulları’nın, 1775’ten sonra Karaosmanoğulları’nın nüfuzuna girdi. Yeni medreseler, hamamlar ve hanlar yapıldı. 19. yüzyılda kenti 1837 vebası, 1847 seli ve 1853’te çarşıyı yakan yangın sarstı. Bergama 1919’da Yunan işgaline uğradı ve 1922’de kurtarıldı.

Kazılar ve Zeus Sunağı’nın Berlin’e gidişi

15. yüzyıldan itibaren pek çok Avrupalı gezgin Pergamon’u ziyaret edip tasvir etti. Kazıların başlamasının hikâyesi ise bir yol yapımıyla bağlı. Alman mühendis Carl Humann (1839-1896) kenti ilk kez 1864/65 kışında gördü. 1869’da Bergama-Dikili yolu için geri döndüğünde yerli halkın antik mermerleri yapı taşı ve kireç için söktüğünü fark etti. 1871’de Ernst Curtius’u davet etti ve büyük bir frizden iki parça Berlin’e gönderildi. Berlin Kraliyet Müzeleri’nin heykel koleksiyonunun başına geçen Alexander Conze bu parçaları antik yazar Lucius Ampelius’un sözünü ettiği büyük mermer sunakla ilişkilendirdi.

Resmî kazılar Eylül 1878’de Humann ve Conze yönetiminde başladı ve 1886’ya kadar sürdü. Osmanlı Devleti ile Alman hükümeti arasındaki anlaşmayla, 1879’dan itibaren Zeus Sunağı’nın kabartma levhaları ve başka parçalar Berlin’e taşındı. Sunak için Berlin’de önce 1901’de geçici bir müze açıldı. Bugünkü Pergamon Müzesi 1930’da tamamlandı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda kabartmalar Sovyetler Birliği’ne götürüldü ve 1959’da geri verildi. Dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay 1998 ve 2001’de sunağın iadesini istedi. Bu talep resmî bir başvuru niteliği taşımadı; Berlin Devlet Müzeleri antik eser iadelerine genel olarak kapalı bir tutum izliyor. Sunak salonu uzun süren bir yenileme için kapalı; Berlin Devlet Müzeleri’nin duyurusuna göre yeniden açılışı 2027 için planlanıyor.

Kazıların bundan sonraki süreci Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün yönetiminde bugüne kadar sürdü: Wilhelm Dörpfeld (1900-1911) Aşağı Agora’yı, gymnasionu ve Demeter kutsal alanını açtı. Theodor Wiegand (1927-1939) tepeye, Asklepion’a ve Kızıl Avlu’ya yoğunlaştı. Erich Boehringer (1957-1968) özellikle Asklepion’da çalıştı. Wolfgang Radt (1971’den) konutları ve su sistemini araştırdı, kapsamlı koruma işleri yaptı. 2006’dan beri kazıları Felix Pirson yönetiyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki buluntuların çoğu Berlin’e, bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne gitti. Savaştan sonra çıkan buluntular ise Bergama Müzesi’nde kalıyor. Humann 1896’da İzmir’de öldü. Naaşı 1967’de Bergama’ya getirilip sunağın hemen güneyine gömüldü.

2014: Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı

Pergamon, Haziran 2014’te Doha’daki Dünya Mirası Komitesi toplantısında “Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı” (Pergamon and its Multi-Layered Cultural Landscape) adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Beş ölçütle, (i), (ii), (iii), (iv) ve (vi) ile girdi. Alan tek bir ören yeri değil, birkaç parçadan oluşan bir bütün: Kale Tepesi, su kemerleri, Asklepion, Musalla Mezarlığı’ndaki Roma alanı, Kızıl Avlu, çevredeki tümülüsler, Kapıkaya’daki kayaya oyulmuş Kybele kutsal alanı ve kentin Osmanlı mahalleleri. Koruma alanı 332,5 hektar, tampon bölge 476,9 hektar. UNESCO metni özellikle bir yapının sürekliliğine dikkat çekiyor: Mısır tanrılarına yapılan Roma tapınağının önce kiliseye, sonra camiye dönüşmesine.

Bugün Pergamon’u gezerken

Kenti üç ayrı noktada okumak gerekiyor: tepede Helenistik başkent, eteğinde ve ovada Roma kenti (Kızıl Avlu, Asklepion, amfitiyatro), aradaki yamaçlarda Osmanlı Bergama’sı. Kızıl Avlu’nun önündeki ön avluyu taşıyan ve Selinus’u iki tünelden geçiren yaklaşık 200 metrelik Roma köprüsü bugün hâlâ kentin trafiğini taşıyor; çarşıdan geçerken üstünden yürüyorsunuz. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze sayfasında Akropol ve Asklepion ören yerleri ile Bergama Müzesi 2 Ekim 2026 itibarıyla her gün açık görünüyor (08:30-17:30, Müzekart geçerli). Saatler mevsime göre değişebildiği için gitmeden önce kontrol edin.

Ulaşım, süre ve çevredeki diğer yerler için: İzmir gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Pergamon neden Roma’ya vasiyet edildi?

Son kral III. Attalos MÖ 133’te varisi olmadan öldü ve krallığını vasiyetle Roma’ya bıraktı. Nedenini kendisi açıklamadı. Hanedan uzun süredir Roma’nın en sadık müttefikiydi. Vasiyet, Aristonikos ayaklanması MÖ 129’da bastırıldıktan sonra uygulanabildi.

Parşömen gerçekten Bergama’da mı icat edildi?

Hayır. Parşömen adını Pergamon’dan alıyor ve kent önemli bir üretim merkeziydi. Ancak Mısır papirüs ihracatını yasakladığı için icat edildiği hikâyesi doğru değil. Hayvan derisine yazı Anadolu’da çok daha önce kullanılıyordu.

Zeus Sunağı neden Berlin’de?

Sunağın kabartmaları 1878-1886 kazılarında bulundu ve Osmanlı Devleti ile Alman hükümeti arasındaki anlaşmayla 1879’dan itibaren Berlin’e taşındı. Temeli bugün de Bergama Akropolü’nde yerinde duruyor.

Bergama ne zaman UNESCO Dünya Mirası oldu?

2014’te, “Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı” adıyla. Listeye akropolle birlikte Asklepion, Kızıl Avlu, tümülüsler, Kapıkaya Kybele kutsal alanı ve Osmanlı mahalleleri de girdi.

Kaynakça


👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top