Perge Antik Kenti Tarihi

Son güncelleme: 15 Ekim 2026

Perge Antik Kenti, Antalya
Fotoğraf: Bernard Gagnon · CC BY-SA 3.0 · Wikimedia Commons

Nerede: Antalya, Aksu ilçesi; kent merkezinin yaklaşık 17 km doğusunda, Aksu Çayı’nın (antik Kestros) batısındaki ovada, kuzeyde düz tepeli bir akropol tepesinin eteği
Antik adı: Perge; Hitit metinlerinde Parha
Dönemler: Erken Tunç Çağı’ndan itibaren akropolde yerleşim → Pers → İskender ve Helenistik krallıklar → Roma (altın çağ MS 2.-3. yüzyıl) → Bizans piskoposluk merkezi
Önemli tarihler: MÖ 13. yüzyıl Hitit antlaşmasında Parha · MÖ 333 İskender’e kapılarını açtı · MÖ 3. yüzyıl aşağı kent surları ve kuleli kapı · MS 119-122 Plancia Magna’nın kapı avlusu · 275/276 İmparator Tacitus döneminde “metropolis” unvanı · 1946 Arif Müfid Mansel’le başlayan kazılar
Bugün: Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ören yeri, her gün açık; tiyatro restorasyon nedeniyle geçici olarak ziyarete kapalı (muze.gov.tr, 2 Ekim 2026)

Perge’ye ana kapıdan girildiğinde ilk görülen şey bir caddenin ortasından akan sudur. Kent, Pamphylia’nın en zengin iki kentinden biriydi; diğeri kıyıdaki Side’ydi ve iki kent yüzyıllar boyunca bölgenin “birinci kenti” olmak için yarıştı. Bugün ayakta duranların büyük kısmı Roma döneminin, özellikle MS 2. ve 3. yüzyılın eseri. Ama kentin hikâyesi çok daha eskiye, kuzeydeki düz tepeye ve bir Hitit antlaşmasına uzanıyor. Bu sayfa kenti ziyaretçinin yürüdüğü sırayla anlatıyor: önce kökenler, sonra kapılar, cadde ve su, en sonda da surların dışında kalan stadyum ve tiyatro.

Akropol tepesi ve Hitit metnindeki Parha

Kentin ilk yerleşimi, sütunlu caddenin kuzey ucunda yükselen düz tepeli akropoldeydi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göre burada bulunan çanak çömlek, yerleşimin Erken Tunç Çağı’na kadar indiğini gösteriyor. 1994-2008 arasında Giessen Üniversitesi’nden Wolfram Martini’nin İstanbul Üniversitesi ekibiyle birlikte akropolde yürüttüğü araştırmalar, tepenin Cilalı Taş Devri’nden Orta Bizans dönemine kadar iskân gördüğünü ortaya koydu.

Kentin adı yazılı belgelerde ilk kez bir Hitit metninde geçiyor. 1986’da Hattuşa’da bulunan tunç levha, Hitit Kralı IV. Tudhaliya ile Tarhuntaşşa kralı Kurunta arasındaki bir antlaşmayı içeriyor. Metin Tarhuntaşşa’nın batı sınırını “Parha kenti” ve “Kaštaraya Nehri” ile çiziyor. Araştırmacılar Parha’yı Perge’yle, Kaštaraya’yı da Kestros’la, yani bugünkü Aksu Çayı’yla eşleştiriyor.

Perge halkı ise kökenini bir başka hikâyeye bağlıyordu: Truva Savaşı’ndan sonra kâhinler Mopsos ve Kalkhas önderliğinde gelen Yunanlılara. Bu bir kuruluş efsanesi, belgelenmiş bir göç değil. Ama Pergeliler için çok önemliydi ve aşağıda anlatılacağı gibi kentin ana kapısında heykellerle sergilendi. Kentin baş tanrıçası “Perge Artemisi” (Artemis Pergaia) idi; sikkelerde yerel dilde “Wanassa Preiia” (Perge’nin Hanımı) diye anılıyordu. Antik kaynaklarda kentin dışında bir tepede durduğu yazılan ünlü Artemis tapınağının yeri bugüne kadar kesin olarak bulunamadı.

İskender’e açılan kapılar, Helenistik surlar

MÖ 333’te Büyük İskender Likya’dan Pamphylia’ya geçtiğinde Perge ona direnmedi. Arrianos’a göre Pergeliler İskender’le daha Phaselis’teyken bağlantı kurmuş, ordusuna rehber vermişti. Kent, İskender’in Pamphylia’daki harekâtının üssü oldu. Komşuları aynı yolu seçmedi: Aspendos önce anlaşıp sonra direndi, Sillyon ise ilk saldırıyı püskürttü.

İskender’den sonra Perge Seleukos krallığının elindeydi. Aşağı kentin bugün de çevresinde yürünen surları bu dönemde, MÖ 3. yüzyılda yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, kentin MÖ 3. yüzyılda planlı bir kent olarak tasarlandığını ve bu dönemi bugün en iyi Hellenistik kulelerin temsil ettiğini yazıyor. MÖ 188 Apameia Barışı’ndan sonra Roma’nın kararıyla Bergama krallığına bağlanan kent, MÖ 133’te Bergama’nın Roma’ya vasiyetiyle Roma dünyasına girdi.

Roma’nın ilk yüzyılı kent için her zaman parlak değildi. Cicero’nun suçlama konuşmalarına göre, MÖ 79 civarında Kilikya valisinin yardımcısı olarak bölgede bulunan Verres, Perge Artemisi’nin tapınağını yağmaladı. Augustus’tan sonra ise Pax Romana kentin yüzünü değiştirdi.

Kapı, avlu ve Plancia Magna

Kentin en tanınan görüntüsü, iki yuvarlak kulenin arasındaki Hellenistik kapı. Kapının arkasında at nalı biçiminde bir avlu var. Bu avlu MS 2. yüzyılın başında, Hadrianus döneminde tamamen yeniden düzenlendi. Düzenlemeyi yaptıran bir kadındı: Plancia Magna.

Plancia Magna, Perge’nin en zengin ailelerinden birine, Plancius ailesine mensuptu. Babası senatör Marcus Plancius Varus’tu, kocası da Genç Plinius’un arkadaşı olan senatör Gaius Julius Cornutus Tertullus. Kentte Artemis rahibesiydi, imparator kültünün baş rahibeliğini yaptı ve kentin en yüksek sivil makamı olan “demiurgos”luğa getirildi. Bu makama gelen bilinen tek kadın o.

Plancia Magna kuleleri yeniletti, avlunun Hellenistik duvarlarını renkli mermerle kaplatıp iki katlı nişlerle süsletti. Nişlere iki grup heykel konuldu. Bir yanda kentin efsanevi kurucuları Mopsos ve Kalkhas gibi Yunan kahramanları duruyordu. Öte yanda ise “Romalı kurucular” vardı: Plancia Magna’nın babası ve erkek kardeşi. Heykellerin kaideleri bulundu ama heykellerin çoğu bulunamadı. Kaide yazıtlarında aile üyelerinin onun üzerinden tanımlanması dikkat çekiyor: “Plancia Magna’nın babası”, “Plancia Magna’nın kardeşi”. Avludan kente üç açıklıklı anıtsal bir kemerle geçiliyordu. Kemerdeki imparator ailesi heykellerinin yazıtlarına göre düzenleme MS 119 ile 122 arasında tamamlanmıştı. Bazı kaynaklar 121 yılını veriyor.

Bu avlunun bir propaganda işlevi de vardı. Hadrianus’un Atina’da kurduğu Panhellenion birliğine yalnız gerçekten Yunan kökenli olduğunu kanıtlayan kentler katılabiliyordu. Kahraman kurucuların heykelleri, Perge’nin Truva sonrası Yunan göçmenlerince kurulduğu iddiasını herkesin gözü önüne koyuyordu. Plancia Magna’nın ayakta bulunan heykellerinden ikisi kazılarda ele geçti. Mezarı, kapının dışında, cadde kenarında duruyordu; bugün neredeyse tamamen yıkık.

Avlunun dış tarafında, yaklaşık 80 yıl sonra bir başka kadın hayırsever, Artemis rahibesi Aurelia Paulina, Septimius Severus döneminde iki katlı bir çeşme (nymphaion) yaptırdı. Hellenistik kapının önündeki geniş meydan ve onu kapatan Roma kapısı ise 4. yüzyılda kentin güneyine eklenen dış surun parçası oldu ve kentin asıl girişi bu kapıya kaydı.

Sütunlu cadde ve ortasındaki su kanalı

Kapıdan kuzeye, akropol tepesine doğru uzanan ana cadde Perge’yi diğer Roma kentlerinden ayırıyor. İki yanı sütunlu galeriler ve dükkânlarla çevrili caddenin tam ortasında yaklaşık 2 metre genişliğinde bir su kanalı akıyor. Kanal belirli aralıklarla küçük setlerle bölündüğü için su, art arda dizilmiş havuzlardan basamak basamak akarak iniyordu. Yaz sıcaklığının 30 dereceyi rahatça aştığı bu ovada caddenin serinliği kolayca tahmin edilebilir.

Suyun kaynağı caddenin kuzey ucundaki, akropolün dibindeki anıtsal çeşmeydi. Hadrianus dönemine (yaklaşık 122) tarihlenen bu çeşmede su, ırmak tanrısı Kestros’un heykelinin altından dökülüp kanala geçiyordu. Bakanlık sayfası yapıyı “Kestros Çeşmesi” olarak anıyor. Kente su iki su yoluyla geliyordu: Kurşunlu Şelalesi yakınından gelen yaklaşık 11 km’lik bir hat ve daha sonra Düden kaynaklarından getirilen yaklaşık 21 km’lik ikinci bir hat.

Caddeyi yürürken iki ana caddenin kesiştiği yere, oradan da batıya doğru Sütunlu Batı Cadde’ye sapılabiliyor. Bakanlığa göre 2012 sonrasındaki kazılarda bu ikinci caddenin ve ona paralel su kanalının, Caracalla Çeşmesi ile palaestranın ana cephesinin kazısı tamamlandı ve batı nekropolüne giden güzergâh açıldı.

Neye bakmalı: hamam, agora, palaestra

Güney Hamamı kentin en iyi korunmuş yapılarından biri. MS 1. yüzyılda yapıldı ve 5. yüzyıla kadar değiştirilip genişletildi. Soğuk, ılık ve sıcak bölümler art arda dizilmiş; bazı salonlarda zemin altı ısıtma sisteminin taşıyıcı ayakları açıkta görülüyor. Kazılarda burada çok sayıda heykel bulundu.

Agora, kapının hemen içinde, caddenin doğusunda duruyor. Dört yanı dükkânlarla çevrili kare bir meydan; bazı dükkânların tabanında mozaik var. Ortasındaki yuvarlak yapının işlevi tartışmalı. Bazı kaynaklar onu talih tanrıçası Tykhe’nin tapınağı olarak tanıtıyor, bazı araştırmacılar ise ne olduğunun belirlenemediğini yazıyor.

Palaestra kentin kuzeybatı kesiminde. Sur içindeki bilinen en eski Roma yapısı sayılıyor. Yazıtına göre Gaius Julius Cornutus tarafından İmparator Claudius’a adandı. Caddeye bakan güney duvarı pencereleriyle birlikte iyi korunmuş.

Roma’nın metropolü, Bizans’ın piskoposluk kenti

Perge Vespasianus döneminde imparator kültünün bekçisi anlamına gelen “neokoros” unvanını aldı. Aynı imparatorun 73/74’te yeniden düzenlediği Lycia et Pamphylia eyaletinde kentin ağırlığı arttı. Kentin Side’yle rekabeti 3. yüzyılda doruğa çıktı. İmparator Tacitus 275/276’da Perge’ye “metropolis” unvanını verdi. Pergeliler bunun için imparatora bir övgü şiiri yazdırıp taşa kazıttı; bu yazıt bugün de kentte duruyor.

Hristiyanlık tarihinde Perge’nin yeri Yeni Ahit’in Elçilerin İşleri kitabından geliyor. Pavlus ve Barnabas ilk misyon yolculuklarında iki kez Perge’ye uğradı. Bakanlığa göre kent, Pisidia Antiokheiası’na uzanan “St. Paul Yolu”nun başlangıç noktası. 5. ve 6. yüzyıllarda kentte büyük bazilikalar yapıldı ve Perge, Pamphylia’nın ikinci bölümünün (Pamphylia Secunda) metropolitlik merkezi oldu.

Aksu Çayı’nın dolmasıyla Geç Roma’dan itibaren gerileme başladı. 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonra yerleşim yeniden akropol tepesine çekildi. Piskoposluk merkezi zamanla komşu Sillyon’a taşındı. Kazılarda Osmanlı dönemine ait bir buluntuya rastlanmadı; kentin Bizans döneminden sonra boşaldığı düşünülüyor.

Surların dışında: stadyum

Kapının güneybatısında, sur dışında bugün de ayakta duran stadyum, antik dünyadan kalan en iyi korunmuş stadyumlardan biri. 234 metre uzunluğunda ve yaklaşık 34 metre genişliğinde. Kuzey ucu at nalı biçiminde kapalı, güney ucu açık; güneyde ahşap ya da taştan anıtsal bir giriş olduğu sanılıyor. Oturma sıraları tonozlu galerilerin üzerine oturuyor. Doğu yanındaki tonozlu odaların her üçünden biri seyirci girişiydi, diğerleri dükkândı. Bazı odaların duvarlarında dükkân sahibinin adı ve sattığı malın cinsi yazılı; kuyumculuk iki kez geçiyor. Yapımı MS 1. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Kapasitesi için kaynaklar 12.000 ile 15.000 arasında farklı rakamlar veriyor.

Perge Tiyatrosu

Stadyumun batısında, bir tepenin yamacına yaslanan tiyatro Pamphylia’nın büyük tiyatrolarından biri. Oturma alanı yarım daireden biraz geniş ve bir yatay geçitle iki kuşağa ayrılıyor. En üstte kemerli bir galeri dolaşıyordu. Kapasite için kaynaklar 12.000, 13.000 ve 14.000 gibi farklı rakamlar veriyor; arkeolog George Bean ve Alman kaynakları 14.000’i kullanıyor.

Tiyatronun asıl ilgi çeken bölümü sahne binası. Sahne binasının bir kısmı tam yüksekliğine yakın ayakta. Ön yüzündeki mermer kabartma levhalar şarap ve tiyatro tanrısı Dionysos’un hayatını sahne sahne anlatıyor. Sahne binasının yıkılmasıyla çoğu zarar görse de Dionysos’un hayatını anlatan bölümler hâlâ seçilebiliyor. Bunların yanında tanrılarla devlerin savaşını (Gigantomakhia) ve kentaurları konu alan frizler de var. Orkestranın çevresinin korkuluklarla çevrilmesi, burada sonraki dönemde gladyatör ve hayvan dövüşleri de yapıldığını gösteriyor. Sahne binasının dış yüzü daha sonra beş nişli bir çeşmeye dönüştürüldü.

Tiyatronun kazısı ve onarımı uzun sürdü. Jale İnan 1992-1993’te burada kazı yaptı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, tiyatronun 2017’de ziyarete açıldığını yazıyor. Ancak aynı sayfaya göre 2 Ekim 2026 itibarıyla tiyatro, restorasyon çalışmaları tamamlanıncaya kadar yeniden geçici olarak ziyarete kapalı.

Kazılar: Mansel, İnan, Abbasoğlu

Perge, Türk arkeolojisinin en uzun soluklu kazılarından birine ev sahipliği yapıyor. Kazılar 1946’da İstanbul Üniversitesi’nden Arif Müfid Mansel tarafından Türk Tarih Kurumu adına başlatıldı. Mansel’in asistanı Jale İnan, 1975’ten 1980’lerin sonuna kadar kazıyı yönetti. Ardından Haluk Abbasoğlu başkanlığı devraldı ve kazılar 2011’e kadar İstanbul Üniversitesi’nin yürütmesinde sürdü. 2012’den bu yana çalışmalar Antalya Müzesi Müdürlüğü başkanlığında yürütülüyor.

Perge kazılarının en çok konuşulan hikâyelerinden biri “Yorgun Herakles” heykeli. Jale İnan’ın ekibi 1980’de heykelin belden aşağısını buldu. Üst yarısının 1981’de ABD’de bir koleksiyoncu çift ile Boston Güzel Sanatlar Müzesi tarafından satın alındığı ortaya çıktı. İnan 1990’da iki parçanın aynı heykele ait olduğunu kanıtladı ve üst parça 2011’de Türkiye’ye döndü. Heykelin tamamı bugün Antalya Müzesi’nin koleksiyonunda. Perge’den çıkan heykellerin büyük kısmı, lahitler ve Plancia Magna heykelleri de bu koleksiyona ait. Müze 2025’ten beri yeni binasının yapımı nedeniyle kapalı; yeniden açıldığında Perge gezisini müzeyle tamamlamak kenti anlamayı kolaylaştıracak.

Bugün Perge’yi gezerken

Gezi, Roma kapısından girip Plancia Magna’nın avlusunu geçerek sütunlu caddeden akropol tepesinin dibindeki çeşmeye kadar yürümekle başlıyor. Caddenin ortasındaki kanalın setlerine ve kanalın Kestros Çeşmesi’nden çıktığı noktaya bakın. Dönüşte Güney Hamamı’na ve agoraya girin. Stadyum ve tiyatro surların dışında, girişe göre ayrı bir noktada duruyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sayfasına göre ören yeri 2 Ekim 2026 itibarıyla her gün 08:00-19:00 arasında açık (gişe 18:30’da kapanıyor), Müzekart geçerli. Aynı sayfa tiyatronun restorasyon nedeniyle geçici olarak kapalı olduğunu belirtiyor. Alan geniş ve gölgesiz; yaz aylarında sabah erken saatler en uygunu.

Ulaşım, süre ve çevredeki diğer yerler için: Antalya gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Perge Tiyatrosu ziyarete açık mı?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sayfasına göre tiyatro 2017’de ziyarete açılmıştı, ancak 2 Ekim 2026 itibarıyla restorasyon çalışmaları tamamlanana kadar geçici olarak kapalı. Ören yerinin geri kalanı her gün açık.

Plancia Magna kimdi?

MS 1. ve 2. yüzyılda yaşamış, Perge’nin en zengin ailelerinden birinden gelen bir kadın. Artemis rahibesi ve kentin en yüksek makamı olan demiurgos oldu. Hadrianus döneminde kentin güney kapısını ve arkasındaki avluyu heykellerle yeniden düzenletti.

Caddenin ortasındaki su nereden geliyordu?

Akropol tepesinin dibindeki, Hadrianus dönemine tarihlenen anıtsal çeşmeden. Kente su getiren iki su yolu vardı. Çeşmeden çıkan su, setlerle bölünmüş kanal boyunca basamak basamak güneye akıyordu.

Perge’de kazılar ne zaman başladı?

1946’da Arif Müfid Mansel başkanlığında İstanbul Üniversitesi tarafından. Kazıyı daha sonra Jale İnan ve Haluk Abbasoğlu yönetti. 2012’den bu yana Antalya Müzesi Müdürlüğü başkanlığında sürüyor.

Kaynakça

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Perge Örenyeri (tanıtım, ziyaret saatleri ve tiyatro duyurusu, erişim 2 Ekim 2026).
  • George E. Bean, “Perge (Aksu) Turkey”, The Princeton Encyclopedia of Classical Sites, Princeton 1976.
  • Arrianos, Anabasis 1.26-27; Cicero, In Verrem II.1; Elçilerin İşleri 13:13, 14:25.
  • R. Gatzke, “The Gate Complex of Plancia Magna in Perge: A Case Study in Reading Bilingual Space”, The Classical Quarterly 70 (2020), doi:10.1017/S0009838820000324.
  • Perga, Plancia Magna, Perge (DE), Perge, Arif Müfid Mansel ve Jale İnan, Vikipedi.

👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top