Hüdavendigâr Camii Tarihi

Son güncelleme: 16 Ekim 2026

Hüdavendigâr (I. Murad) Camii ve Külliyesi, Bursa
Fotoğraf: Carl Ha · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Nerede: Bursa, Osmangazi, Çekirge; ovaya bakan bir tepede, Çekirge Caddesi ile Armutlu Meydanı arasında
Dönem: Erken Osmanlı, I. Murad dönemi (yaklaşık 1365-1385)
Diğer adları: I. Murad Hüdavendigâr Külliyesi · Çekirge İmareti · Kaplıca İmareti · Şehadet Külliyesi
Yaptıran: Sultan I. Murad (Hüdavendigâr) · Mimarı bilinmiyor
Önemli tarihler: 1364-1365 sonrası yapımın başlaması · Temmuz 1385 vakfiye · 1389 Kosova Savaşı ve I. Murad’ın ölümü · 1741 türbe kitabesi · 28 Şubat 1855 deprem · 1904 cami onarımı · 1906 imaretin yenilenmesi · 2006 Vakıflar restorasyonu · 2014 UNESCO Dünya Mirası bileşeni
Bugün: İbadete açık cami; üst kattaki medrese caminin parçası olarak kullanılıyor; türbe ziyarete açık

Çekirge’nin yokuşunda, ovaya bakan bir cephe bütün Bursa camilerinden farklı görünür: iki katlı, kemerli, taş ve tuğla sıralarıyla çizgili bir yüz. Bu cephenin arkasında Osmanlı mimarisinde başka bir örneği bilinmeyen bir çözüm vardır. Alt katta cami, üst katta medrese, ikisi tek bir binada. Bu sıra dışı görünüş, yüzyıllar boyunca yapının aslında bir kilise ya da saray olduğu söylentilerine yol açtı. Bu sayfa I. Murad’ın külliyesini, söylentileri ve gerçekte ne bildiğimizi anlatıyor. Kentin genel tarihi için Tophane Surları tarihi sayfasına bakabilirsiniz.

Kentin dışında bir külliye

I. Murad, Orhan Gazi’nin 1362’deki ölümünden sonra tahta geçti. “Hüdavendigâr”, yani “hükümdar” unvanıyla anıldı. Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde Semavi Eyice’ye göre külliye, o dönem kentin epey dışında kalan, ovaya hâkim Çekirge semtinde kuruldu. Cami, medrese, zaviye ve türbeden oluşuyordu. Bulunduğu yer nedeniyle Çekirge İmareti, çevresinde şifalı sular çıktığı için Kaplıca İmareti adlarıyla da anıldı. Türkçe Vikipedi’ye göre 1385 tarihli vakfiyesinde yapının adı “Bursa İmâreti”dir. Murad’ın 1389’da Kosova’da ölmesi yüzünden “Şehadet Külliyesi” de denir. Eyice, Çekirge semtinin 1950’lerden itibaren büyüyüp kentle birleştiğini, külliyenin de böylece yoğun bir yerleşimin içinde kaldığını yazıyor.

Kitabesiz bir caminin tarihi

Caminin yapım tarihini veren bir kitabe yok. Kaynakların verdiği tarihler bu yüzden birbirini tutmuyor. Eyice’ye göre çeşitli kaynaklar, I. Murad’ın Biga’nın fethi ve Sırp Sındığı zaferinden sonra oğullarını sünnet ettirip Bursa’da “imaret ve imaret üstünde medrese” yaptırdığını yazar. Bu yüzden yapıma 766’dan (1364-1365) az sonra başlanmış olmalı. Ekrem Hakkı Ayverdi, vakfiyenin aslının Temmuz 1385’te düzenlendiğini saptadı. Eyice ve Türkçe Vikipedi buna dayanarak külliyenin 1367-1385 arasında yapıldığını kabul ediyor. Kültür Portalı ise caminin 1365-1366’da yapıldığını yazıyor. Anadolu Ajansı’nın 2020’deki haberinde 1363-1366, İngilizce Vikipedi’de 1365-1385 geçiyor. En güvenli ifade şu: yapıma 1360’ların ortasında başlandı, vakfiye 1385’te düzenlendi.

Alt kat cami, üst kat medrese

Eyice’ye göre yapı “Türk sanatında benzeri olmayan bir anlayışla” iki katlı yapıldı. Alt kat, erken Osmanlı döneminde çok yaygın olan, yolcuların misafir edildiği tabhane odalarına sahip zaviyeli bir camidir. Kubbeli ve ortasında şadırvan bulunan bir giriş mekânından bir iki basamakla asıl namaz yerine çıkılır. Eyice, öteki tabhaneli camilerde bu odaların 16. yüzyıldan sonra cami mekânına katıldığını, burada ise kapalı mekânlar olarak kaldığını belirtiyor.

Girişin iki yanındaki kapılardan, duvar kalınlığının içinde açılmış taş merdivenlerle üst kattaki medreseye çıkılır. Merdivenler son cemaat yerinin üstündeki beş bölümlü galeriye açılır. Bu galeri ovaya bakan beş kemerli bir sundurmadır. Medresenin “U” biçimli koridoru, alttaki namaz mekânını yukarıdan sarar ve dışa taşan mihrap çıkıntısının içindeki küçük, kubbeli bir mekânda son bulur. Buradaki bir açıklıktan namaz mekânı görülür. Eyice’ye göre koridorun iki yanında altışar, toplam on iki öğrenci hücresi, merdiven başlarında da daha büyük dört oda vardı. Kültür Portalı, medrese öğrencilerinin bu düzen sayesinde hücrelerinden çıkmadan cuma namazına katılabildiğini yazıyor.

Medrese Osmanlı’nın önemli öğretim kurumlarından biri oldu. Eyice’ye göre müderrisleri arasında Molla Gürânî, Zenbilli Ali Efendi ve Tâcîzâde Câfer Çelebi gibi ünlü adlar var. 16. yüzyıl sonuna kadar burada otuz yedi müderris ders verdi. Sonra kurum önemini yitirdi. 19. yüzyılda medrese terk edilmiş, evsizlerin sığınağı olmuştu.

Kilise, saray, manastır: dört yüz yıllık söylenti

Yapının alışılmadık görünüşü 16. yüzyıldan itibaren gezginlerin dikkatini çekti. Eyice, bu yorumları tek tek sıralıyor. 1576’da Bursa’yı gezen Alman din adamı Stephan Gerlach camiyi “bir Rum tarafından ve Bizans üslubunda yapılmış” diye tarif etti. Reinhold Lubenau, yapının eskiden Hristiyanların yaptığı bir saray olduğunu yazdı. 1836’da Bursa’da kalan Julia Pardoe, üst kattaki hücreleri bir manastırın keşiş hücreleri saydı. 19. yüzyıl sonunda Vital Cuinet, camiyi Bizanslı usta “Christodoulos”un yaptığını, aslında kiliseden çevrildiğini ve minarenin çan kulesi olduğunu ileri sürdü. Eyice’ye göre bu söylentilerin bir bölümü camideki görevliler tarafından da yayılmıştı.

Eyice bu iddiaların hepsini reddediyor. Ona göre yapı baştan cami ve medrese olarak tasarlandı. Minare de bir çan kulesi değil, 1855 depremini atlatmış özgün bir yapıdır. Kültür Portalı da genel görüşün binanın I. Murad döneminde cami olarak yapıldığı yönünde olduğunu yazıyor.

Bununla birlikte Eyice, yapıda “yabancı bir elin” varlığını kabul ediyor. Sütunlarda ve başlıklarda Bizans yapılarından devşirme parçalar var. Pencere alınlıklarındaki çift renkli geometrik dolgular, saçaktaki küçük kemerli konsol dizileri ve dışa taşan beş cepheli mihrap çıkıntısı Türk mimarisine yabancı unsurlar. Eyice, cephenin Kuzey İtalya’daki geç Gotik sarayları, Epir’deki Arta’nın Paregoritissa Kilisesi ve Ohri’deki Ayasofya’nın 14. yüzyıl narteksiyle benzerlik gösterdiğini yazıyor. Ona göre bu, 14. yüzyılda Akdeniz çevresinde yaygın olan bir cephe zevkinin yansıması. Mimarın yabancı olup olmadığı kesin bilinmiyor. Kültür Portalı yapıyı “Rum bir mimar tarafından yapıldığı bilinen” diye tanıtsa da Eyice bu konuda kesin bir şey söylenemeyeceğini vurguluyor. Yapımda yerli Hristiyan işçilerin çalışmış olması ise ona göre büyük olasılık.

Söylentilerin en renklisi bir efsanedir. Lubenau’dan Evliya Çelebi’ye, Hammer’den Cuinet’ye kadar birçok yazar, camideki bir taşa işlenmiş doğan kuşunun aslında Murad’a itaat etmediği için taşa dönüştürüldüğünü anlatır. Bu bir halk efsanesidir.

I. Murad’ın türbesi

Caminin önünden geçen yolun öbür yanında, ovaya bakan bir sette I. Murad’ın türbesi durur. Eyice’ye göre Murad 1389’da Kosova’da öldürüldükten sonra iç organları savaş alanına gömüldü ve oraya da bir türbe yapıldı. Cesedi Bursa’ya getirildi. Türkçe Vikipedi’ye göre türbenin külliyeyle birlikte yapılmış olması mümkün, ama oğlu Bayezid’in yaptırmış olması daha olası. Türbenin yapım kitabesi yok. Çevre duvarı girişinde 1741 tarihli sekiz mısralık bir kitabe var.

Türbenin 1855 depreminden sonraki durumu konusunda kaynaklar ayrışıyor. Türkçe Vikipedi türbenin depremde yıkıldığını ve 1863’te Sultan Abdülaziz tarafından eski temelleri üzerinde yeniden yaptırıldığını yazıyor. Eyice ise daha temkinli. Wilde’ın türbenin temeline kadar yıkıldığını yazdığını, Gabriel’in ise sıvaların altında caminin duvarlarına benzer taş-tuğla örgü gördüğünü aktarıyor. Ortadaki kare bölümü sınırlayan sekiz mermer sütun, camide olduğu gibi Bizans yapılarından devşirmedir.

Eyice’ye göre ortada, pirinç parmaklıkla çevrili I. Murad’ın sandukası, bir yanında torunu Süleyman Çelebi’nin, öteki yanında Yıldırım Bayezid’in çocukken ölen oğlu Mûsâ Çelebi’nin sandukaları var. Bu Mûsâ, Fetret Devri’nde 1413’te öldürülen ve babasının türbesine gömülen şehzade Musa Çelebi ile karıştırılmamalı. Dehlizdeki kabirlerden birinin I. Murad’ın oğlu Yâkub Çelebi’ye ait olduğu biliniyor. Hammer 1804’te türbede Murad’ın zırhını ve öldüğü sırada üzerinde olduğu söylenen kanlı gömleğini gördüğünü yazmıştı.

İmaret ve hamam

Caminin batısındaki imaret binası, Türkçe Vikipedi ve İhlas Haber Ajansı’na göre 1906’da II. Abdülhamid tarafından yenilendi. Osmangazi Belediyesi ile Vakıflar 2016’da yapının restorasyonu için bir protokol imzaladı. Bina bugün sosyal ve kültürel amaçlarla kullanılıyor. Caminin doğusundaki küçük kubbeli yapıya halk “Gir Çık Hamamı” der. Eyice bunun bir hamam değil, büyük olasılıkla abdest ve hela bölümü olduğunu düşünüyor.

Külliyenin asıl hamamı ise Eski Kaplıca’dır. Türkçe Vikipedi’ye göre Armutlu Hamamı da denen bu çifte hamam, I. Murad’ın vakfiyesinden anlaşıldığı üzere külliyenin bir parçasıdır. Yerinde daha önce bir Bizans hamamı bulunduğu için “Eski Kaplıca” adını aldı. UNESCO Dünya Mirası alanının bileşenlerinden biri olarak da ayrıca listelenir. Yerel basında Ağustos 2025’te Eski Kaplıca’nın kapısının zincirle kapatıldığı ve hizmet vermediği yazıldı. Ekim 2026 itibarıyla yeniden açılıp açılmadığını doğrulayamadık. Gitmeden önce işletmeye sormanız iyi olur.

Onarımlar

Eyice’ye göre cami 1855 depreminden de etkilendi ve II. Abdülhamid döneminde onarıldı. Cümle kapısının üstündeki levha bu onarımı 30 Ağustos 1904 tarihiyle kaydeder. Mihrap aynı onarımda renkli boyalar ve yaldızla boyandı, minber yenilendi. Türkçe Vikipedi’ye göre 1990’larda medrese katında bir müze kurulmak istendi. Bu sırada özgün toprak renkli seramik döşemeler kırılıp beyaz mermer plakalarla değiştirildi, sonra iş yarım bırakıldı. 2006’da Vakıflar Bursa Bölge Müdürlüğü’nün başlattığı restorasyonda, basına yansıdığı kadarıyla, medrese odalarına konan ağır mermer bloklar ve duvarlardaki saten boyalar kaldırıldı, kıble tarafında rutubete yol açan hatalı drenaj düzeltildi.

Neye bakmalı?

  • Ovaya bakan cephe: Altta kesme taştan kalın ayaklarla ayrılmış beş sivri kemerli son cemaat yeri, üstte her biri bir sütunla ikiye bölünmüş kemerli galeri. Taş ve tuğla sıralarıyla yapılmış bu cephe, yapının bütün söylentilerinin kaynağıdır.
  • İç mekândaki şadırvan: Giriş kubbesinin altında mermer hazneli bir şadırvan var. Kültür Portalı’na göre şadırvanın musluklarının yarısından sıcak, yarısından soğuk su akıyordu.
  • Devşirme sütunlar: Galeride ve türbede Bizans yapılarından alınmış mermer sütun ve başlıkları arayın.
  • Minare: Binanın sol tarafındaki tuğla minare, 1855 depremini atlatmış özgün yapıdır. Şerefe çıkması beş sıra tuğla mukarnasla yapılmış.
  • Türbe ve manzara: Yolun karşısındaki türbenin setinden, külliyenin neden bu tepeye kurulduğunu görürsünüz. Türkçe Vikipedi’ye göre yapı hem ovadan seyredilmek hem de ovayı seyretmek için konumlandırılmıştı.

Bugün Hüdavendigâr Külliyesi’ni gezerken

Cami ibadete açık, namaz vakitleri dışında cami adabına uyarak gezilebiliyor. Türbe yolun karşısında. Külliye Çekirge’de, kent merkezinin batısında. Ulu Cami çevresinden Çekirge’ye otobüs ve dolmuşlarla ulaşılıyor. Çekirge’ye gelmişken I. Murad’ın vakıflarından Eski Kaplıca’nın binasını da dışarıdan görebilirsiniz. Yapının bugün işletilip işletilmediğini yerinde ya da telefonla teyit edin. Kentin öteki sultan külliyeleri için Ulu Cami ve Orhan Gazi Camii sayfalarına bakabilirsiniz.

Ulaşım ve çevredeki diğer yerler için: Bursa gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Hüdavendigâr Camii ne zaman yapıldı?

Kitabesi olmadığı için kesin tarih bilinmiyor. Yapıma 1360’ların ortasında başlandı. Vakfiyesi Temmuz 1385’te düzenlendi. Kaynaklar 1363-1366, 1365-1366, 1365-1385 ve 1367-1385 gibi farklı aralıklar veriyor.

Hüdavendigâr Camii eskiden kilise miydi?

Hayır. 16. yüzyıldan itibaren bazı yabancı gezginler yapının kilise, saray ya da manastır olduğunu yazdı. Semavi Eyice’nin DİA maddesine göre bunlar söylentidir ve yapı baştan cami ve medrese olarak tasarlandı. Bizans yapılarından devşirme sütunlar kullanılmış ve yapımda yerli Hristiyan ustaların çalışmış olması muhtemel.

Neden üst katında medrese var?

Alt katı cami, üst katı medrese olan bilinen tek Osmanlı yapısı budur. Eyice, İstanbul Saraçhane’deki Dülgerzâde Camii’nde tersine bir düzen, yani altta medrese, üstte cami bulunduğunu, ama iki yapı arasında bundan başka benzerlik olmadığını not ediyor. Eyice ayrıca mimarın buna neden gerek duyduğunu anlamanın zor olduğunu, farklı bir dış cephe isteğinin payı olabileceğini yazıyor. Kültür Portalı’na göre bu düzen, öğrencilerin hücrelerinden çıkmadan cuma namazına katılabilmesini sağlıyordu.

I. Murad nereye gömülü?

1389’da Kosova’da öldükten sonra iç organları savaş alanına gömüldü. Cesedi Bursa’ya getirildi ve caminin karşısındaki türbeye defnedildi.

Kaynakça


👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top