Gordion Antik Kenti Tarihi

Son güncelleme: 13 Ekim 2026

Gordion Antik Kenti, Ankara
Fotoğraf: Gargarapalvin · CC BY 4.0 · Wikimedia Commons

Nerede: Ankara, Polatlı, Yassıhüyük Mahallesi; Sakarya Nehri ile Porsuk Çayı’nın birleştiği düzlükte, Ankara’nın yaklaşık 90 km güneybatısı
Antik adları: Frigce Gordum · Yunanca Gordion · Latince Gordium; Roma döneminde büyük olasılıkla Vindia ya da Vinda
Dönemler: Erken Tunç Çağı (en geç MÖ 2500 civarı) → Hitit → Erken Demir Çağı → Frig başkenti (MÖ 10.-6. yüzyıl) → Lidya → Pers → Helenistik ve Galat → Roma → Ortaçağ (13.-14. yüzyıl)
Önemli tarihler: MÖ 800 civarı büyük yangın · MÖ 717-709 Asur kayıtlarında “Muşkili Mita” · MÖ 540’lar Pers kuşatması · MÖ 333 İskender ve Gordion Düğümü · MÖ 189 Roma seferi · 1900 Körte kardeşler · 1950’den beri Pennsylvania Üniversitesi Müzesi kazıları
Bugün: 2023’ten beri UNESCO Dünya Mirası; uluslararası kazı ve koruma projesi sürüyor

Polatlı’nın kuzeybatısındaki düzlükte, Sakarya’nın kıyısında yassı tepeli bir höyük yükseliyor. Türkçe adı da buradan geliyor: Yassıhöyük. Çevresindeki sırtlarda onlarca toprak tepe var. Bunlar Frig krallarının ve soylularının mezarları. Gordion, MÖ 1. binyılın başında Anadolu’nun büyük bölümüne hükmeden Frig Krallığı’nın başkentiydi. Kral Midas’ın adı bu kentle, İskender’in kestiği düğüm de bu kentin akropolüyle anılıyor. Ama Gordion’u arkeoloji dünyası için asıl değerli kılan bir felaket: MÖ 800 civarında kalenin bir bölümünü yakan büyük yangın, binaları ve içindekileri bir enkaz tabakasının altında neredeyse olduğu gibi sakladı.

Bu sayfa kentin kendi tarihini anlatıyor. Kral mezarları ve 1957’de açılan büyük tümülüs için Midas Tümülüsü ve Tümülüsler Vadisi Tarihi, kazılardan çıkan eserlerin bugün nerede durduğu için Gordion Müzesi Tarihi sayfalarına bakabilirsiniz.

Nehir kıyısında 4.500 yıl

Gordion’un çekiciliği konumundan geliyordu. Burası Ege’yi ve Lidya’yı Asur ve Babil topraklarına bağlayan eski yolun Sakarya’yı geçtiği noktadaydı. Nehir bol su, çevresi geniş ekim alanı ve otlak sunuyordu. Penn Müzesi’nin Gordion projesine göre yerleşim en geç MÖ 2500 civarında başladı ve aradan geçen binlerce yılda çok az kesintiye uğradı. Bugünkü Yassıhöyük köyü de bu sürekliliğin son halkası.

Tunç Çağı katmanları üstteki Frig yapılarının altında kaldığı için az biliniyor. Köyün bulunduğu sırtta Eski Hitit Krallığı dönemine (MÖ 17.-15. yüzyıl) ait bir mezarlık bulundu. Hitit hiyeroglifli birkaç buluntu ve Hitit merkezlerindekine benzeyen çanak çömlek, Gordion’un o dönemde Hitit dünyasının içinde yer aldığını gösteriyor.

MÖ 1200 civarında Hitit İmparatorluğu çöktükten sonra Gordion’da yeni bir şey oldu. Höyükteki Erken Demir Çağı katmanlarında, Güneydoğu Avrupa’dakilere benzeyen el yapımı çanak çömlek, kamış ve çamurdan duvarlı yarı gömülü evler ortaya çıktı. Kazıcılar bunu dışarıdan gelen bir topluluğun işareti olarak okuyor. Antik Yunan yazarları da Friglerin Avrupa’dan, Balkanlar’dan Anadolu’ya göç ettiğini anlatır. Arkeolojik bulgu ile bu anlatı burada örtüşüyor.

Erken Frig kalesi: duvarlar, megaronlar, atölyeler

MÖ 10. ve 9. yüzyıllarda Gordion küçük bir köy olmaktan çıktı ve surlarla çevrili bir kale oldu. Bu kadar büyük inşaat ancak merkezi bir otoriteyle yapılabilirdi. Kazıcılar bu dönüşümü bir Frig devletinin doğuşuna bağlıyor.

  • Doğu Kale Kapısı: Kalenin güneydoğusundaki rampalı giriş. Yanlarındaki taş duvarlar bugün de 10 metre kadar yükseliyor. UNESCO, burayı şimdiye kadar bulunmuş en iyi korunmuş Demir Çağı kale kapısı olarak tanımlıyor.
  • Megaronlar: Önde sığ bir giriş odası, arkada derin bir salondan oluşan dikdörtgen yapılar. Taştan yapılmış Megaron 2’nin salonunu renkli çakıl taşlarından geometrik desenli bir mozaik kaplıyordu. Duvarlarında kazıma çizimler, önünde bir çatı süsü bulundu; kazıcılar onu kaledeki en güçlü “tapınak” adayı sayıyor. En büyük yapı olan Megaron 3’te ince dokumalar, fildişi kakmalı mobilya ve tunç kaplar ele geçti. Bu salon büyük olasılıkla bir kabul ve huzur salonuydu.
  • Teras Binası: Yüz metreyi aşan uzunlukta, birbirine bitişik sekiz birimden oluşan bir sıra yapı. Karşısında aynı planlı ikinci bir sıra vardı. Birimlerin içinde tahıl öğütme tezgâhları, ağırşaklar, tezgâh ağırlıkları ve büyük fırınlar bulundu. Burası sarayın mutfağı ve dokuma atölyesiydi. Kazıcılar, çalışanların köle ya da angaryayla getirilmiş insanlar olabileceğini düşünüyor.

MÖ 800 civarındaki yangın ve bir tarihin değişmesi

Kalenin doğu yarısı bir gün büyük bir yangınla yandı. İnsanlar kaçabildi, ama eşyalar yerinde kaldı. Ardından Frigler yanık enkazın üzerine 4-5 metre kalınlığında kil serdiler ve yeni kaleyi bunun üstüne kurdular. Böylece eski kale bir zaman kapsülü gibi mühürlendi. Kazıyı 1950’lerde yürüten Rodney Young bu katmana “Yıkım Tabakası” adını verdi.

Young ve meslektaşları uzun süre bu yangını MÖ 700 civarına, Kimmerlerin saldırısına bağladı. Dayanak, Strabon ve Eusebios gibi çok sonraki yazarların Kimmerlerin Frigya’yı istila ettiğini ve Midas’ın bu sırada öldüğünü anlatmasıydı. Bu tarih onlarca yıl Orta Anadolu arkeolojisinin sabit noktası olarak kullanıldı.

2000’den itibaren başlayan yeni bir tarihleme programı bu tabloyu değiştirdi. Üç bulgu belirleyici oldu. Birincisi, büyük tümülüsün (MM) mezar odasındaki ağaçların halkalarından elde edilen yaklaşık MÖ 740 tarihiydi. Yangın tabakasındaki eşyalar bu mezardakilerden daha eskiydi. İkincisi, yangından sonraki katmanlarda bulunan ve tarihi iyi bilinen 8. yüzyıl Yunan seramikleriydi. Üçüncüsü radyokarbon tarihleriydi. Yanmış arpa, mercimek ve keten tohumlarından alınan on beş yeni örnek, yangını kabaca MÖ 830-800 aralığına, büyük olasılıkla MÖ 815-800 arasına yerleştirdi. Böylece yangın yaklaşık yüz yıl geriye çekildi. Bu tarihle Kimmer saldırısı arasında artık bağ kurulamıyor. Yangında bir savaş izi de bulunmadı; büyük olasılıkla bir kazaydı. Yeni tarih Orta Anadolu’da çalışan araştırmacıların büyük bölümünce kabul görüyor. Az sayıda araştırmacı, özellikle Oscar Muscarella, buna itiraz ediyor.

Yangından sonra kurulan Orta Frig kalesi eskisinin planını büyük ölçüde tekrarladı, ama her şey daha büyük ve daha yüksekti. Güneydoğudaki yeni kapı, renkli taşlardan basamaklı bir istinat duvarına oturuyordu. Kalenin çevresinde, kuzeyde Kuştepe’den güneyde Küçük Höyük’e uzanan surlarla 25 hektarı aşan bir Aşağı Kent, onun dışında da hendek ve surla korunan bir Dış Kent vardı. Kent en geniş döneminde yaklaşık 100 hektara yayılıyordu. Bu dev inşaatın 8. yüzyılın birkaç on yılını aldığı düşünülüyor.

Gordias ve Midas: tarih ile efsane

Midas’ın tarihî bir kişi olduğunu Yunan efsanelerinden değil, Asur kayıtlarından biliyoruz. Asur Kralı II. Sargon’un MÖ 717 ile 709 arasına ait yıllıkları, Muşki ülkesinin kralı Mita‘dan söz eder. Mita önce Güneydoğu Anadolu’daki Geç Hitit krallıklarını Asur’a karşı kışkırtan tehlikeli bir rakiptir. Bir Asur valisinin Frigya’ya saldırmasından sonra tutum değiştirir, haraç gönderir ve müttefik olur. Araştırmacılar Mita’yı Yunanların Midas’ıyla aynı kişi sayıyor. Hakkındaki son güvenilir bilgi, MÖ 709’da hâlâ tahtta olduğudur.

Yunan kaynakları da Midas’ı tanır. Herodotos, Delfi’deki Apollon tapınağına adak sunan ilk yabancının Midas olduğunu ve onun adadığı tahtı kendi gözüyle gördüğünü yazar. Aristoteles’e göre Midas, Ege kıyısındaki Kyme kentinin hükümdarının kızıyla evlenmişti. Kilise tarihçisi Eusebios saltanatını MÖ 738-696 arasına koyar. Ölümü için verilen MÖ 696 ve 675-674 tarihleri ise araştırmacılarca güvenilir bulunmuyor. Strabon’un, Midas’ın Kimmer istilası sırasında boğa kanı içerek canına kıydığı anlatısı da tartışmalı; başka antik yazarlar ölümünü bambaşka nedenlere bağlar.

İlginç bir ayrıntı: Gordion’un kalesi dışında, bugünkü köyün bulunduğu sırtta bir mahalle MÖ 700 civarında bir saldırıyla yandı. Aceleyle bırakılmış eşyalar ve ok saplanmış, gömülmemiş bir ceset bulundu. Saldırganların kim olduğu bilinmiyor.

Midas’ın babası Gordias ise neredeyse yalnızca bir efsaneden tanınır. Anlatıya göre yoksul bir Frig çiftçisi olan Gordias tarla sürerken boyunduruğuna bir kartal konar. Kâhinler onu Zeus’a kurban sunmaya yönlendirir. Gordias bir kâhin kadınla evlenir ve oğulları Midas doğar. Bir gün iç savaşla çalkalanan Gordion halkı, bir kâhinin “size kralı bir araba getirecek” sözüne uyarak babasının arabasıyla kente gelen Midas’ı kral ilan eder. Midas da arabayı Zeus’a adar. Bazı anlatımlarda kral ilan edilen Gordias’tır. Altın dokunuş ve eşek kulakları gibi masallar ise Midas’ın ölümünden çok sonra, MÖ 5.-4. yüzyıllarda yayıldı.

Lidya, Pers ve bir kuşatma rampası

MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında Gordion, başkenti Sardes olan Lidya’nın etkisine girdi. Kalenin güneydoğusundaki Küçük Höyük, aslında yapay bir tepe: kerpiçten yaklaşık 12 metre yüksekliğinde bir platform ve üzerinde dört katlı bir kale-kışla. İçinde Frig değil Lidya kapları kullanılıyordu; burası büyük olasılıkla bir Lidya garnizonuydu.

MÖ 540’larda Pers Kralı II. Kyros, Lidya Kralı Kroisos’u yendi ve Anadolu’yu ele geçirdi. Küçük Höyük’teki kale bir kuşatmanın ardından yandı. Persler kaleye ulaşmak için dev bir toprak rampa yığmıştı; rampa bugün de görülebiliyor. Duvarlara saplanmış yüzlerce ok ucu ve içeride ölen askerlerin iskeletleri bulundu.

Pers yönetiminde Gordion başkent değildi; Marmara kıyısındaki Daskyleion’a bağlı bir bölge merkeziydi. Yine de gerilemedi. Ksenophon, MÖ 408’de Pers satrabı Pharnabazos’un Atinalı elçilerle birlikte kışı Gordion’da geçirdiğini yazar. MÖ 500 civarında kaleye kadın alayı fresklerle süslenmiş, yarı yeraltında küçük bir yapı (“Boyalı Ev”) ile çakıl mozaikli odaları olan bir yapı eklendi. MÖ 400 civarında büyük olasılıkla bir depremle kalenin anıtsal yapıları çöktü. MÖ 395’te Spartalı Kral Agesilaos kenti birkaç gün kuşattı, alamadan çekildi.

İskender ve Gordion Düğümü (MÖ 333)

Büyük İskender, Pers seferinin ilk yılında Gordion’a geldi. Arrianos’un Anabasis‘ine göre ordunun dağınık birlikleri burada toplandı ve kral 334-333 kışından sonra baharda yeniden yola çıktı. Gordion’un akropolünde, kimi anlatımlara göre Zeus tapınağında, Gordias ya da Midas’tan kaldığına inanılan eski bir araba duruyordu. Arabanın okunu boyunduruğa bağlayan düğüm kızılcık kabuğundandı ve uçları görünmüyordu. Bir kehanete göre bu düğümü çözen Asya’ya hükmedecekti.

En bilinen anlatıda İskender düğümü çözemeyince kılıcını çeker ve keser. Ancak Arrianos ve Plutarkhos, İskender’in yanındaki tarihçi Aristobulos’tan farklı bir versiyon da aktarır: İskender, oku boyunduruğa sabitleyen çiviyi çekip çıkarmış ve düğümü kesmeden açmıştı. Hangisinin doğru olduğunu bilmiyoruz. Penn Müzesi araştırmacılarına göre efsanenin özü, Midas’ın tanrıların desteğiyle tahta çıkışını anlatan yerel bir Frig geleneğini saklıyor olabilir.

Galatlar, Roma ve sessiz yüzyıllar

İskender’den sonra Gordion hızla Helenleşti. Frigce yazıtlar kayboldu, yerlerini Yunanca yazıtlar ve Yunan tanrıları aldı. MÖ 3. yüzyılın ortasında Avrupa’dan gelen Keltler, yani Galatlar bölgeye yerleşti. Aşağı Kent’te bulunan, parçalanmış insan ve hayvan kemiklerinden oluşan alışılmadık gömüler, kazıcılara göre Kelt ritüellerinin izi.

MÖ 189’da Romalı konsül Gnaeus Manlius Vulso, Bergama Krallığı’nın isteğiyle Galatlara karşı sefere çıktı. Livius’un anlatımına göre Gordion’a vardığında kenti boş buldu; halk kaçmıştı. Kent kısa bir süre yeniden yerleşildi ve MÖ 1. yüzyılda bir kez daha terk edildi.

MS 1. yüzyılda Romalılar höyüğün batı yarısında, yapıları ana yönlere bakan, askerî nitelikli yeni bir yerleşim kurdu. Ankara’yı Pessinus’a bağlayan Roma yolu buradan geçiyordu. Roma yol listelerindeki Vindia ya da Vinda adının bu yerleşime ait olduğu düşünülüyor. Bunu kesintili dönemler izledi. 13. ve 14. yüzyıllarda höyükte yeniden küçük bir yerleşim vardı.

Gordion’un yakın tarihi de savaşla işaretli. 1921’deki Sakarya Meydan Muharebesi sırasında höyük ve bazı tümülüsler savunma mevzisi olarak kullanıldı. Höyüğün batısındaki Bebi köyü savaşta yıkıldı. Bugünkü Yassıhöyük köyü Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kuruldu.

Kazıların hikâyesi

  • 1893: Anadolu Demiryolu’nun (Haydarpaşa-Ankara hattı) yapımında çalışan mühendisler Sakarya kıyısında eski kalıntılara rastladı. Alman klasik filolog Alfred Körte, antik yazarların tarifine dayanarak burasını Gordion olarak tanımladı.
  • 1900: Alfred ve Gustav Körte kardeşler üç aylık tek bir kazı sezonu yaptı ve beş tümülüs açtı.
  • 1950-1973: Pennsylvania Üniversitesi Müzesi (Penn Museum) adına Rodney S. Young 17 sezon kazdı. Kalenin doğu yarısını, Küçük Höyük’ü ve 30 tümülüsü açtı. Young 1974’te bir trafik kazasında öldü.
  • 1977’den bugüne: Proje Penn Müzesi çatısı altında sürdü: Keith DeVries (1977-1987), G. Kenneth Sams ve Mary M. Voigt (1988-2006), Sams ve C. Brian Rose (2006-2012) ve 2012’den beri C. Brian Rose. Voigt’in 1988’de yeniden başlattığı kazılar, yukarıda anlatılan yeni kronolojinin temelini oluşturdu. 2013’ten sonra kalenin güney girişinde yeni bir kapı ve 65 metreyi aşan surlu bir giriş yolu ortaya çıktı; 2017’de girişte taştan bir aslan heykeli bulundu.
  • Koruma: Teras Binası’nın duvarları 2009’dan beri sağlamlaştırılıyor. 1999 depreminde hasar gören Doğu Kapısı’nın güney burcu 2014-2019 arasında onarıldı.

Alan, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 1990 tarihli kararıyla arkeolojik sit olarak korunuyor. 2023’te Dünya Mirası Komitesi’nin 45. oturumunda UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Gerekçede Gordion’un Frig uygarlığının en iyi korunmuş tanığı olduğu, kale kapısının en iyi korunmuş Demir Çağı kapısı, kaledeki mozaiklerin bilinen en eski renkli taban mozaikleri olduğu belirtiliyor.

Bugün Gordion’u gezerken

Gezinin üç durağı var: köyün doğu ucunda karşılıklı duran müze ve büyük tümülüs, bir de köyün batısında, ovadaki kale höyüğü. Penn Müzesi’nin ziyaretçi notlarına göre müzeden höyüğe yürümek 20 dakika kadar sürüyor. Höyüğe güney uçtan, eğimi daha az olan rampadan çıkarsanız Doğu Kale Kapısı’nın 10 metrelik duvarlarının arasından geçersiniz. Kapıdan sonra solunuzda Teras Binası’nın sıra sıra birimleri, ilerde megaronların temelleri var. Tepeden güneydoğuya bakınca Küçük Höyük’ü ve Perslerin kuşatma rampasını, kuzeyde Kuştepe’yi görebilirsiniz. Alan gölgesiz; yazın sabah erken gidin.

Ulaşım, süre ve çevredeki diğer yerler için: Ankara gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Gordion ne zaman UNESCO Dünya Mirası oldu?

Gordion 2023’te, Dünya Mirası Komitesi’nin 45. oturumunda UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Listeye Frig uygarlığının en iyi korunmuş tanığı olduğu gerekçesiyle, (iii) kriteriyle girdi.

Kral Midas gerçekten yaşadı mı?

Evet. Asur Kralı II. Sargon’un MÖ 717-709 yıllarına ait kayıtlarında “Muşkili Mita” adıyla geçen Frig kralı, araştırmacılarca Yunanların Midas’ı sayılıyor. Altın dokunuş ve eşek kulakları ise ölümünden çok sonra ortaya çıkan efsaneler.

Gordion’daki büyük yangın Kimmerlerin işi mi?

Uzun süre öyle düşünüldü ve yangın MÖ 700 civarına tarihlendi. 2000’den sonraki radyokarbon ve ağaç halkası çalışmaları yangını MÖ 800 civarına çekti. Bu tarihte Kimmerler henüz Anadolu’da değildi. Yangında savaş izi de yok; büyük olasılıkla bir kazaydı.

Gordion Düğümü nerede çözüldü?

Antik yazarlara göre MÖ 333’te Gordion’un akropolünde, eski Frig krallarına ait sayılan bir arabanın üzerinde. İskender’in düğümü kılıçla kestiği de, arabanın çivisini çekerek açtığı da anlatılıyor.

Kaynakça


👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top