Ahi Şerafettin (Aslanhane) Camii Tarihi

Son güncelleme: 13 Ekim 2026

Ahi Şerafettin (Aslanhane) Camii, Ankara
Fotoğraf: Dosseman · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Nerede: Ankara, Altındağ, Samanpazarı; Ankara Kalesi’nin güney eteğinde, Atpazarı Yokuşu üzerinde
Dönem: Anadolu Selçuklu, 13. yüzyıl (minber kitabesine göre 1289-90; daha eski olduğu da ileri sürülüyor)
Yaptıran: Minber kitabesine göre Ahi Hüsameddin ve kardeşi Ahi Hasaneddin
Önemli tarihler: 689 (1290) minber · 731 (1330) Ahi Şerafeddin Türbesi · 2010-2013 Vakıflar restorasyonu · 2018 UNESCO Geçici Listesi · Eylül 2023 UNESCO Dünya Mirası Listesi
Bugün: İbadete açık; “Anadolu’nun Orta Çağ Ahşap Hipostil Camileri” kapsamında Dünya Mirası

Dışarıdan bakınca moloz taştan, sade, hatta biraz yorgun bir yapı görürsünüz. İçeri girince ise başka bir dünya açılır: ceviz ağacından yirmi dört direk, direklerin üstünde başka bir çağdan getirilmiş Roma sütun başlıkları, kademe kademe yükselen ahşap tavan ve en arkada firuze ve lacivert çinilerle kaplı bir mihrap. Aslanhane Camii, Ankara’nın Selçuklu döneminden kalma en önemli yapısı ve 2023’ten beri kentin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki eseri.

Neden “Aslanhane”?

Resmi adı caminin yakınında türbesi bulunan Ahi Şerafeddin’den geliyor. Halk arasındaki “Arslanhane” ya da “Aslanhane” adının ise aslan heykellerinden geldiği konusunda kaynaklar hemfikir, ama hangi aslanların kastedildiği konusunda ayrışıyor. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, yapının önünde ve çevresinde eskiden pek çok aslan heykeli bulunduğunu yazıyor. Başka kaynaklar türbenin dış duvarına gömülü antik bir aslan heykelini gösteriyor. Zaviyeyi inceleyen araştırmacılar da zaviye girişindeki duvarda aslan heykeli parçaları olduğunu belirtiyor. Ortak nokta, aslanların camiden çok daha eski, Roma ya da Bizans döneminden kalma devşirme parçalar olması.

Kim, ne zaman yaptırdı? İki kitabe, iki görüş

Caminin bir yapım kitabesi yok; tarih iki ayrı yazıttan çıkarılıyor:

  • Minber kitabesi: Ceviz minberin aynalığındaki Selçuklu sülüsüyle yazılmış kitabe, “Bu mübarek cami…” diye başlıyor ve caminin Selçuklu Sultanı II. Mesud zamanında, Ahi kardeşler Hüsameddin ve Hasaneddin tarafından 689 (1289-90) yılında yaptırıldığını söylüyor. Bu iki kardeş, Ahi Şerafeddin’in babası ve amcası.
  • Batı kapısındaki kırık yazıt: Batı kapısının yanında, kırık bir taş üzerinde “Emîr el-merhûm Seyfeddin” ifadesi okunuyor. Tarihçi Paul Wittek yazı üslubuna bakarak bu yazıtı 13. yüzyıl başına tarihlemiş ve kişiyi I. İzzeddin Keykâvus’un emirlerinden biri olarak tanımlamıştı. Diyanet ansiklopedisi bu kişinin Emir Seyfeddin Çaşnigir olabileceğini, bu durumda caminin 13. yüzyıl başlarına kadar gidebileceğini yazıyor. Bazı araştırmacılar ise kitabedeki adı “Şerafeddin” diye okuyor.

Buna göre iki görüş ortaya çıkıyor. Birincisine göre cami 13. yüzyıl başında yapıldı, yüzyılın sonunda harap düşünce Ahi kardeşler tarafından onarıldı ve mihrap da bu sırada yapıldı; araştırmacıların çoğu bu görüşte. İkincisine göre batıdaki yazıt devşirme malzemeden bir mezar taşı ve sonradan buraya konmuş; “Bu mübarek cami…” diye başlayan minber kitabesi gerçek yapım kitabesi, yani cami 1289-90’da yapıldı. Türkçe Vikipedi, Seyfeddin’in aynı dönemde Kayseri’de öldürüldüğünü de bu ikinci görüşün dayanağı olarak aktarıyor.

Ahiler: camiyi yaptıran esnaf kardeşliği

Camiyi yaptıran kardeşlerin unvanı olan “Ahi”, 13. ve 14. yüzyıl Anadolu’sunun en ilginç kurumlarından birine işaret ediyor. Ahilik, fütüvvet geleneğine dayanan, zanaatkârları ve tüccarları hem meslek hem ahlak kurallarıyla örgütleyen bir kardeşlik teşkilatıydı. Kökeni, Kayseri’de deri işiyle uğraşan ve Müslüman zanaatkârları örgütleyen Ahi Evran’a bağlanıyor.

Ankara’da Ahiler siyasi bir güç de oldu. Diyanet ansiklopedisine göre 13. yüzyılda Moğol istilasından kaçan çok sayıda zanaatkâr Ankara’ya sığınıp Ahi teşkilatı etrafında toplandı ve bu dönemde kent yönetimini ellerinde tutan Ahiler kentin ekonomik hayatında önemli rol oynadı. İngilizce kaynaklar, Ahilerin 1290 civarında Moğol üstünlüğü altında yarı bağımsız bir yönetim kurduğunu, hanedana değil bir kardeşliğe dayanan bu yönetimin 1354’te Orhan Gazi’nin kenti almasıyla zayıfladığını ve 1362’de I. Murad döneminde sona erdiğini yazıyor. Aslanhane Camii’nin minber kitabesindeki 1290 tarihi bu sürecin başlangıcına denk geliyor.

Yirmi dört direk ve Roma başlıkları

Cami dikdörtgen planlı. İç mekân, kıble duvarına dik uzanan dört sıra halindeki 24 ahşap direkle beş sahna, yani beş uzun bölüme ayrılıyor. Ortadaki sahın yanlardakilerden hem daha geniş hem daha yüksek ve mihrap onun ekseninde. Ceviz direklerin üzerinde Ankara’nın Roma ve Bizans yapılarından toplanmış farklı tiplerde mermer sütun başlıkları duruyor; aralarında yivli Dor başlıklarıyla akantus yapraklı Korint başlıkları yan yana. Başlıkların üzerine profilli ahşap yastıklar ve onların üzerine de tavanı taşıyan kirişler oturtulmuş.

Tavan, kirişlerin üzerine kademe kademe yerleştirilen ahşap konsollarla yapılmış “bindirme” tekniğinde. Yapı eskiden Selçuklu yapılarında olduğu gibi toprak örtülü düz bir damla örtülüyken sonradan kiremit kaplı ahşap bir çatıyla kapatıldı. Duvarlarda da moloz taşların arasında pek çok devşirme Roma ve Bizans parçası görülüyor.

Mihrap ve minber

Mihrap caminin en değerli parçası. Mukarnaslı nişi ve yüzeyi çini mozaikle kaplı, süslemesinde alçı da kullanılmış. Mihraplar üzerine çalışan sanat tarihçisi Ömür Bakırer bu mihrabı Anadolu’nun en özgün çini mozaik mihrabı sayarken, Gönül Öney çini ve alçının bir arada kullanıldığı ilk örnek olduğunu belirtmiş. Mihrap alınlığındaki yuvarlak pano ve ejder motifli bezeme ayrıca dikkat çekiyor. Diyanet ansiklopedisine göre mihrap, 13. yüzyıl sonundaki Ahi kardeşler onarımında yapıldı.

Ceviz minber, kitabesine göre 689 (1290) yılında Mehmed b. Ebû Bekir adlı bir marangoz (neccâr) tarafından yapıldı. Kapısı, tacı, yan aynalıkları ve korkulukları geometrik ve bitkisel oymalarla bezeli; yan aynalıklarda geçme parçalar yer yer çakma tekniğiyle tutturulmuş. Minberin şerefe ve külah kısmı sonradan onarılmış.

Minare, kuzeydeki mermer taçkapının yanında yükseliyor: devşirme taşlı kare bir kaide, üzerinde sekizgen bir geçiş ve kalın, yuvarlak tuğla gövde. Gövde ve doğu-batı kapıları patlıcan moru ve firuze çini parçalarıyla süslü. Kuzeydeki mermer taçkapı harime değil, kadınlar mahfiline açılıyor.

Türbe ve zaviye

Caminin yaklaşık 50 metre kuzeydoğusunda Ahi Şerafeddin Türbesi var. Güney cephesindeki kitabeye göre 731 (1330) yılında yapıldı. Kare kaideli, sekizgen kasnaklı ve piramit külahlı türbenin içi dilimli bir külahla örtülü; bu, onu içten kubbeli Selçuklu türbelerinden ayıran özellik. İçinde yedi mezar var. Araştırmacılar Ahi Şerafeddin’e ait sandukanın Ankara Etnografya Müzesi’ne taşındığını aktarıyor. Diyanet ansiklopedisi Ahi Şerafeddin’in ölüm tarihini 751 (1350-51) olarak veriyor; türbenin kitabe tarihiyle aradaki yirmi yıllık fark kaynaklarda açıklanmıyor.

Türbenin güneyinde, aynı avluyu paylaşan bir zaviye kalıntısı bulunuyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün restorasyon çalışmaları sırasında temizlenip belgelenen bu yapı, araştırmacılar Hakkı Acun ve Umut İnci’ye göre Ankara’da Selçuklu dönemine ait olduğu tespit edilen tek zaviye. 1530 tarihli tahrir defterinde cami, zaviye ve türbenin vakıfları ayrı ayrı kayıtlı. Bu da üç yapının farklı zamanlarda, belki farklı kişilerce yaptırıldığını düşündürüyor.

Restorasyon ve UNESCO

Cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2010-2013 yılları arasında restore edildi. 2018’de Afyon Ulu Camii, Beyşehir Eşrefoğlu Camii, Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii ve Sivrihisar Ulu Camii ile birlikte “Anadolu’da Ahşap Çatılı ve Ahşap Direkli Camiler” adıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı. Eylül 2023’te bu beş cami, “Anadolu’nun Orta Çağ Ahşap Hipostil Camileri” adıyla Dünya Mirası Listesi’ne yazıldı. UNESCO’nun tanımına göre bu camiler 13. yüzyıl sonu ile 14. yüzyıl ortası arasında yapılmış, dışı kâgir, içi çok sıra ahşap direklerle düz bir ahşap tavan ve çatı taşıyan yapılar; ahşap işçilikleriyle tanınıyor.

Bugün Aslanhane Camii’ni gezerken

Cami ibadete açık; namaz vakitleri dışında gidin ve içeride sessiz olun. Girişte gözlerinizi önce yukarı, direk başlıklarına kaldırın: her birinin farklı olduğunu, bazılarının Dor, bazılarının Korint düzeninde olduğunu fark edeceksiniz. Sonra orta sahından mihraba yürüyün ve çini mozaiğin ayrıntısına yakından bakın. Dışarıda türbeyi ve zaviye kalıntısını, duvarlardaki devşirme parçaları ve aslan heykeli kalıntılarını arayın. Cami, Samanpazarı sokaklarıyla Ankara Kalesi arasındaki yürüyüşün doğal bir durağı.

Ulaşım ve çevredeki diğer yerler için: Ankara gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Aslanhane Camii ne zaman yapıldı?

Minber kitabesine göre 689 (1289-90) yılında Ahi Hüsameddin ve Ahi Hasaneddin tarafından yaptırıldı. Batı kapısındaki bir yazıta dayanarak caminin 13. yüzyıl başında yapılıp bu tarihte onarıldığını savunan araştırmacılar da var.

Aslanhane Camii UNESCO listesinde mi?

Evet. Eylül 2023’te Afyon, Beyşehir, Kastamonu ve Sivrihisar’daki dört camiyle birlikte “Anadolu’nun Orta Çağ Ahşap Hipostil Camileri” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. 2018’den beri Geçici Liste’deydi.

Aslanhane Camii’nde kaç ahşap direk var?

Dört sıra halinde toplam 24 ceviz direk var. Direklerin üzerinde Roma ve Bizans yapılarından getirilmiş farklı tiplerde mermer sütun başlıkları duruyor.

Camiye neden Aslanhane deniyor?

Çevresinde ve türbe ile zaviye duvarlarında bulunan, Roma ya da Bizans döneminden kalma devşirme aslan heykellerinden dolayı. Resmi adı ise yakınında türbesi bulunan Ahi Şerafeddin’den geliyor.

Kaynakça


👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top