Sinanpaşa Külliyesi Tarihi

Son güncelleme: 16 Ekim 2026

Sinanpaşa Külliyesi, Bursa
Fotoğraf: Dosseman · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Nerede: Bursa, Yenişehir; ilçe merkezinin güney kesimi, Yeni Mahalle, Mektep Meydanı Sokak
Dönem: Klasik Osmanlı, 16. yüzyılın son çeyreği (II. Selim’in son yılları ve III. Murad dönemi)
Yaptıran: Sadrazam Koca Sinan Paşa (Yemen ve Tunus fâtihi) · Mimarı bilinmiyor; Mimar Sinan’ın eser listelerinde adı geçmiyor
Önemli tarihler: Receb 980 (Kasım 1572) arsanın Sinan Paşa’ya devri · 1572-73 yapıma başlanması · 990 (1582) öncesi tamamlanma · 1966-1968 Vakıflar onarımı · 1998-2002 çini hırsızlıkları · 1999 depremi sonrası ibadete kapanma · 2006-2007 onarım · 2012 bir çini levhanın Türkiye’ye dönüşü · 2020 medrese bölümünün girişimcilik merkezi olarak açılması
Bugün: Cami, imaret ve medrese (ya da tekke) birimleri ayakta; medrese bölümü belediyenin girişimcilik merkezi olarak kullanılıyor; arastadan yalnız kalıntılar var

Yenişehir’in güney ucunda, bir çevre duvarının içinde tek kubbeli bir cami, kubbeli hücreler ve uzun bir imaret kanadı duruyor. Halk arasında Kurşunlu Cami ya da Han Camii diye de bilinen bu yapı topluluğu, 16. yüzyılın en güçlü devlet adamlarından Koca Sinan Paşa’nın İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan yol üzerine kurdurduğu bir menzil külliyesi. Dışarıdan sade görünen caminin asıl hazinesi, içerideki İznik çinileriydi. Bu çinilerin büyük kısmı son çeyrek yüzyılda çalındı. Yine de çinili minaresi, yerinde kalan çini parçaları ve arastalı planıyla külliye, Bursa’nın iç ilçelerinde 16. yüzyıl mimarisini en iyi anlatan yapı topluluklarından biri.

Yenişehir: Osman Bey’in uç merkezi

Külliyenin neden burada kurulduğunu anlamak için kasabanın kendi tarihine bakmak gerekiyor. Halil İnalcık, DİA’daki “Osman I” maddesinde, Osman Bey’in 1299’a doğru savaş alanını Söğüt-Karacahisar bölgesinden Bilecik-Yenişehir bölgesine taşıdığını yazar. İnalcık’a göre Osman, ailesini Bilecik’te bırakıp Yenişehir’i Bizans topraklarına karşı akın merkezi yaptı ve buradan zaman zaman İznik’e kadar indi. Aynı maddede, Bizanslı tarihçi Pachymeres’in bu dönemde halkın kaçtığı yerler arasında Yenişehir’i “Mèlangeia” adıyla andığı belirtiliyor.

Kasabanın adı da bu döneme bağlanır. Yenişehir Belediyesi’nin yayımladığı, Sezai Sevim’in 2013 sempozyum bildirisine dayanan metinde, Âşıkpaşazâde’nin şu satırları aktarılıyor: “Kendü Yeni şehir’e vardı. Yanındağı gazilere evler yapıverdi. Anda duraklandı. Anun adını Yeni şehir kodılar.” Neşrî de Osman’ın burada taht kurduğunu ve buraya bu yüzden Yenişehir dendiğini yazar. Kuruluşun tarihi ise kaynaklarda farklı geçiyor. Tülây Reyhanlı, Âşıkpaşazâde’ye dayanarak kasabanın 689 (1290) yılında Osman Gazi tarafından yeniden kurulduğunu yazıyor. İnalcık uç merkezinin Yenişehir’e taşınmasını 1299’a koyuyor. Belediye ise Yenişehir ovasının 1301’de alındığını ve kasabanın 1326’ya kadar “ilk başkent” olduğunu ifade ediyor. Bursa’dan önceki merkezler meselesi için Tophane Surları tarihi sayfasına bakabilirsiniz.

Reyhanlı’nın makalesine göre Orhan Gazi de Yenişehir’de bir saray yaptırdı. Saray günümüze ulaşmadı, ama yanındaki Saray Hamamı ayakta. Bursa ile İznik fethedilince siyasi merkez oralara kaydı. Yenişehir yine de önemini korudu, çünkü İstanbul’dan Üsküdar, Gebze, İzmit ve İznik üzerinden gelen ana yol buradan Bursa’ya bağlanıyordu. Reyhanlı, Arabistan ve Halep’ten gelen hac yolunun da bu güzergâha karıştığını belirtiyor. Koca Sinan Paşa’nın külliyesi, işte bu yolun üzerindeki bir konak yeri için yapıldı.

Hangi Sinan Paşa?

Külliyenin banisi, Mimar Sinan değil, aynı dönemin sadrazamı Koca Sinan Paşa. Mehmet İpşirli’nin DİA maddesine göre paşa Arnavut asıllıydı ve 1520’ye doğru doğduğu ileri sürülüyor. Küçük yaşta devşirildi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın çaşnigîrbaşısı oldu, sonra çeşitli sancak ve eyaletlerde görev yaptı. 1569’da Yemen’i, 1574’te Tunus’u Osmanlı yönetimine yeniden bağladığı için “Yemen fâtihi” ve “Tunus fâtihi” lakaplarıyla anıldı. III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinde beş kez sadrazam oldu. 4 Nisan 1596’da öldü ve İstanbul’da Divanyolu üzerindeki kendi türbesine gömüldü. İpşirli, paşanın Yavuz Sultan Selim’in kızının kızıyla evli olduğunu bir arzuhalden aktarıyor. Nurcan Yazıcı ile Şennur Kaya’nın 2006 tarihli makalesi de paşanın biyografisini aynı çizgide veriyor.

Bir hüccetten okunan yapım tarihi

Külliyede inşa kitabesi yok. Tarihlendirme, Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki Sinan Paşa Arşivi’nde bulunan belgelere dayanıyor. Reyhanlı’nın 1978’de yayımlanan makalesine göre 242 numaralı hüccet, külliyenin yapılacağı arazinin bir zamanlar Sultan Orhan tarafından kasaba halkına mera olarak verildiğini kaydediyor. Halk bu hakkından vazgeçerek araziyi Sinan Paşa’ya bırakmış ve burada yolcular için “kârbansaray ve imaret ve cami-i şerif” yapılması kararlaştırılmış. Hüccet Receb 980’de, yani Kasım 1572’de yazılmış.

Aynı arşivdeki 8 Ramazan 990 (26 Ekim 1582) tarihli bir kayıtta, Sinan Paşa’nın “Yenişehir’deki binasına emin olan” Ali Çavuş’tan söz ediliyor. 1007 (Ağustos 1598) tarihli başka bir hüccette de külliyenin mütevellisi anılıyor. Reyhanlı bu kayıtlardan yapımın 1572-73’te başladığı, 1582’den önce bittiği sonucuna varıyor. DİA’da Tuğba Erzincan’ın maddesi ve Yazıcı ile Kaya’nın makalesi bu tarihlemeyi kabul ediyor.

Mimar Sinan’ın eseri mi?

Kısa cevap: kaynaklar buna izin vermiyor. Yapım yılları Mimar Sinan’ın başmimarlık dönemine denk geliyor ve Sinan aynı yıllarda benzer menzil külliyeleri inşa etti. Ancak Reyhanlı, Erzincan, Yazıcı ve Kaya, Yenişehir’deki külliyenin Sinan’ın tezkirelerinde, yani eser listelerinde geçmediğini ayrı ayrı vurguluyor. Yapının mimarı bilinmiyor. “Sinanpaşa” adı, banisi olan sadrazamdan geliyor.

Külliyenin parçaları

Yapılar bir çevre duvarının içinde. DİA’ya göre cami güneyde, onun kuzeye doğru uzanan kubbeli hücre dizisi ortada, imaret kuzeyde yer alıyor. Doğudaki kalıntılar ise arastaya ait. Kaynaklar bazı birimlerin işlevi konusunda ayrışıyor:

  • Medrese mi, tekke mi? Reyhanlı camiye dikey uzanan hücre ve eyvan dizisini medrese olarak tanımlıyor. İçlerinden mihraplı iki hücrenin dershane olması gerektiğini, ama yapının tekke olarak da kullanılmış olabileceğini ekliyor. Erzincan ise bu birimi “tekke olması muhtemel” yapı diye anıyor ve caminin güneyindeki beş birimli bir kalıntının medrese olabileceğini düşünüyor. Birim sayısı da farklı veriliyor: Erzincan’a göre beş, Yazıcı ve Kaya’ya göre yedi kubbeli birim.
  • İmaret: “L” biçiminde dizilmiş sekiz kubbeli oda. Reyhanlı ve Erzincan batı uçtaki odayı ambar, yanındaki iki kubbeli mekânı yemekhane, üç kubbeli bölümü mutfak olarak tanımlıyor. Mutfağın duvarlarında tuğla kubbeli ocaklar, bazı kubbelerde aydınlık fenerleri var. 1964 tarihli bir yerel rehber, imaret mutfağını “kervansaray” diye tanıtmış.
  • Arasta: Reyhanlı, büyük giriş kapısının iki yanındaki tonoz izlerine bakarak burada iki sıra dükkânlı bir çarşı sokağı olduğunu öne sürdü. DİA’ya göre son dönem kazılarında doğu ve batı yönünde yirmi yedişer dükkânın izine ulaşıldı. Bu yüzden külliye, Lüleburgaz’daki Sokollu ve Ilgın’daki Lala Mustafa Paşa külliyeleri gibi “arastalı külliyeler” grubuna örnek gösteriliyor.
  • Kervansaray ve hamam: Kervansaray, hüccette ve Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde geçiyor, ama günümüze ulaşmadı. DİA’ya göre yerel kaynaklar bir hamamdan da söz ediyor. Ancak bugün bunu doğrulayacak mimari bir veri yok.

Cami ve çiniler: neye bakmalı?

  • Dış görünüş: Tek kubbeli, kareye yakın planlı cami, iki sıra pencere ve kirpi saçaklarla kademelendirildiği için olduğundan yüksek görünür. Kuzey cephe düzgün kesme taştan, öteki cepheler taş ve tuğla almaşık örgüyle yapılmış. Alt pencerelerin üstündeki tuğla süslemeli alınlıklar dikkatle bakmaya değer.
  • Son cemaat yeri: Baklava başlıklı dört mermer sütuna oturan, üç yöne açılan kemerli bir revak. DİA’ya göre restorasyondan önce yanlarda kubbe, ortada aynalı tonoz vardı. Bugün üç bölümün üçü de aynalı tonozla örtülü.
  • Minare: Batı köşede, kare kaideli, tuğla gövdeli, tek şerefeli. Şerefenin altında firuze sırlı bileziklerle ayrılmış çini kuşakları var. Yazıcı ve Kaya, Osmanlı mimarisinde minarede çini kullanılan az sayıdaki örneği bu minare, yine Yenişehir’deki Orhan Gazi Camii, İznik’teki Eşrefoğlu Camii ve Küçük Kumla’daki minare olarak sayıyor.
  • İznik çinileri: Mihrabı ve pencereleri çevreleyen bordür çinileri, 16. yüzyılın ikinci yarısına ait sır altı tekniğinde İznik işi. Lacivert zemin üzerinde kabarık mercan kırmızısı, firuze, yeşil ve beyazla bitkisel desenler işlenmiş. Pencere alınlıklarında lacivert zemin üzerine beyaz nesih yazıyla âyetler vardı. Reyhanlı ve Yazıcı-Kaya’ya göre bu âyetler Haşr suresinden alınmış ve birbirinin devamı olarak mekânı dolaşıyordu. Giriş kapısının üstündeki çini kartuşta Zümer suresinin 73. âyeti yazılı.
  • Mihrap: Mermer, mukarnas kavsaralı. DİA’ya göre harimdeki kalem işlerinden yalnız mihrap kavsarasını süsleyen örnek özgün. Duvarların alt kısmındaki firuze altıgenli çiniler ve boyalı süslemeler sonraki onarımlara ait.

Deprem, hırsızlık ve geri dönen levha

Yazıcı ile Kaya, 2006’da yayımlanan makalelerinde caminin çinilerinin son yıllarda tahrip edildiğini, bordür çinilerinin bir kısmının çalındığını, bir kısmının da dolaplarda bekletildiğini yazdı. Restorasyonlarda karoların yanlış yerleştirildiğini, bu yüzden bordürdeki desen sırasının bozulduğunu da tespit ettiler.

Cami 17 Ağustos 1999 depreminde ağır hasar gördü ve ibadete kapatıldı. 2006 ve 2007 tarihli haberlere göre Vakıflar Genel Müdürlüğü onarımı 11 Eylül 2006’da ihale etti, çalışmalar aynı yılın sonunda başladı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın Ağustos 2012’deki açıklamalarına göre camide 1998, 2001 ve 2002’de olmak üzere üç kez hırsızlık yaşandı. Günay, deprem öncesinde de soygun olduğunu vurguladı. Aynı açıklamaya göre on yıldır yurt dışında olan, Haşr suresinin 23. âyetinin bir bölümünü taşıyan bir çini levha, İngiltere’den bir Türk vatandaşının girişimiyle Türkiye’ye getirildi ve Ankara’daki Etnografya Müzesi’ne konuldu. Yenişehir Belediyesi ise çinilerin “ancak küçük bir kısmının” 2013’te yurda getirildiğini yazıyor. Kaynaklar dönüş yılını 2012 ve 2013 olarak farklı veriyor. Yenişehirliler o dönemde çinilerin camiye geri takılmasını istedi. Bunun gerçekleştiğine dair bir bilgiye ulaşılamadı.

Onarımlar ve yeni kullanım

DİA’ya ve Yazıcı-Kaya’ya göre külliye 1966-1968’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edildi. Bu onarımda son cemaat yerinin örtüsü değişti, Yazıcı ve Kaya’ya göre eskiden kurşunla kaplı kubbe de sonradan sacla kaplandı. 1999 depreminden sonraki onarım 2006-2007’de yapıldı. 2019’da Bursa-Eskişehir-Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA), medrese birimlerinde kurulacak bir girişimcilik ve yenilikçilik merkezi projesini onayladı. Merkez Mayıs 2020’de kurslara başladı. Yenişehir Belediyesi bugün burayı “Sinanpaşa Külliyesi Yeni Nesil Girişimcilik Merkezi” adıyla, atölye, sınıf ve seminer salonlarıyla tanıtıyor.

Bugün Sinanpaşa Külliyesi’ni gezerken

Külliye ilçe merkezinin güney kesiminde, Yeni Mahalle’de. Önce caminin kuzey cephesine ve minaredeki çini kuşaklarına dışarıdan bakın, sonra avluda imaretin kubbe ve bacalarını izleyin. Medrese bölümü belediye merkezi olarak kullanıldığı için içini görmek çalışma saatlerine bağlı. Caminin bugün hangi saatlerde açık olduğuna dair güncel bir bilgiye ulaşılamadı, gitmeden önce belediyeye ya da müftülüğe sormakta yarar var. İçeride çinilerin çoğunun yerinde olmadığını, bazı pencere çevrelerinde yalnızca izlerin kaldığını bilerek gidin. Aynı gün ilçe merkezindeki Şemaki Evi ile birleştirilebilir.

Ulaşım ve çevredeki diğer yerler için: Bursa gezilecek yerler rehberi.

Sıkça sorulan sorular

Sinanpaşa Külliyesi’ni Mimar Sinan mı yaptı?

Hayır, bunu gösteren bir kaynak yok. Külliye 1572-1582 arasında, Mimar Sinan’ın başmimar olduğu yıllarda yapıldı, ama adı Sinan’ın eser listelerinde geçmiyor. Mimarı bilinmiyor. Adı, banisi olan sadrazam Koca Sinan Paşa’dan geliyor.

Koca Sinan Paşa kimdir?

III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinde beş kez sadrazamlık yapan, Yemen ve Tunus seferleriyle tanınan Arnavut asıllı devlet adamı. 1596’da öldü ve İstanbul’da Divanyolu’ndaki türbesine gömüldü.

Caminin çalınan çinileri nerede?

Çinilerin bir kısmı 1998-2002 arasındaki hırsızlıklarda kayboldu. Haşr suresinden bir âyet taşıyan bir levha 2012’de İngiltere’den getirildi ve Ankara’daki Etnografya Müzesi’ne konuldu. Belediye bu dönüşü 2013’e tarihliyor. Öteki çinilerin akıbeti bilinmiyor.

Yenişehir Osmanlı’nın ilk başkenti mi?

Yerel kaynaklar böyle tanımlıyor. Halil İnalcık ise Osman Bey’in 1299 dolayında ailesini Bilecik’te bırakıp Yenişehir’i İznik’e karşı uç ve akın merkezi yaptığını yazıyor. Kısacası Yenişehir, Bursa’nın fethinden önce beyliğin en önemli merkezlerinden biriydi.

Kaynakça


👤 Hakkımızda | ✉️ İletişim | 🔐 Gizlilik Politikası

Scroll to Top