Elazığ’ın hikâyesi şehrin kendisinden değil, üzerindeki tepeden başlıyor: Harput. Urartu döneminde kurulan kale ve çevresindeki cami, kilise ile türbeler binlerce yıllık yerleşimin izini taşıyor; bugünkü Elazığ ise 1834’te bu tepenin eteğine kurulan yeni şehir.
İlin ikinci simgesi su: fay hattı üzerindeki Hazar Gölü berrak suyu ve kıyısındaki batık şehir kalıntısıyla biliniyor, kuzeydeki Keban Barajı ise Fırat’ı bir iç denize çevirdi. Ağın’dan Baskil’e kadar kıyı çizgisi bu gölün etrafında dönüyor.
Kültür tarafında kürsübaşı geleneği ve Elazığ klarneti, sofrada ise orcik ile içli köfte var. Palu’daki kale ve Urartu yazıtı ilin doğu ucunu tamamlıyor.
Aşağıdaki ilçe başlıklarına dokunarak Elazığ’daki durakları harita bağlantılarıyla birlikte görüntüleyebilirsin.
Tepedeki kalenin temelleri Urartu dönemine uzanıyor; Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarılarak kullanıldı ve halk arasında harcında süt kullanıldığı rivayetiyle “Süt Kalesi” olarak anılıyor. Surlardan Elazığ ovası bütün olarak görülüyor. Kaleye kent merkezinden Harput yoluyla araçla on beş dakikada çıkılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Tepe tamamen gölgesiz ve rüzgârlı; yaz aylarında akşamüstü saatleri tercih ediliyor.
1156’da Artuklu hükümdarı Fahrettin Karaarslan tarafından yaptırılan cami, Anadolu’daki en eski Türk yapılarından biri; eğik gövdeli tuğla minaresi yapının en tanınan ögesi. Harimindeki kalın ayaklar erken dönem plan anlayışını gösteriyor. Camiye Harput tepesindeki yürüyüş güzergâhı üzerinden varılıyor ve giriş serbest. Namaz vakitlerinin dışında geziliyor; ziyaret yarım saat sürüyor ve eğik minare avludan fotoğraflanıyor.
Yakut Sokak’taki yapı, on üçüncü yüzyıla tarihleniyor ve türbe bölümündeki mumyalanmış naaş nedeniyle yörede özel bir yer tutuyor; mescit ile türbe aynı avluyu paylaşıyor. Anlatılara göre yapı, kuraklık dönemine dair bir rivayetle anılıyor. Yapıya Harput’taki mahalle sokaklarından yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Ziyaret on beş dakika sürüyor; avlu dar olduğu için kalabalık saatlerde sıra oluşabiliyor.
Harput’taki cami, on beşinci yüzyılda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun adına yaptırıldı; taş duvarları ve sade harimi dönemin taşra mimarisini yansıtıyor. Yapı, Harput’un Akkoyunlu dönemine tanıklık ediyor. Camiye tepedeki gezi güzergâhından yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Yapı kale ile Ulu Cami arasında kaldığı için Harput turunun ortasına denk geliyor.
Harput’taki cami, adını kubbesini örten kurşun levhalardan alıyor ve on yedinci yüzyıla tarihleniyor; sade kütlesi ile tek kubbeli harimi Osmanlı taşra camilerinin örneği. Yapı, tepedeki mahallenin ortasında duruyor. Camiye Harput’taki mahalle içinden yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Namaz saatlerinin dışında geziliyor; kurşun kaplı kubbe avludan bakıldığında net görülüyor.
Harput’taki mescit, cephesinde kullanılan farklı renkteki taşların oluşturduğu alacalı görünüm nedeniyle bu adı taşıyor; küçük ölçekli yapı mahalle mescidi olarak inşa edildi. Cephe işçiliği bölgedeki taş geleneğini gösteriyor. Mescide tepedeki yürüyüş hattı üzerinden varılıyor ve ücret alınmıyor. Ziyaret on dakika sürüyor; alacalı taş cephesi için sabah ışığı en uygun zamanı veriyor.
Hürriyet Caddesi’ndeki cami, on dokuzuncu yüzyılda şehir ovaya indikten sonra yapılan ilk büyük ibadet yapılarından; iki minaresi ve geniş harimi merkezdeki çarşı hattının odağında duruyor. Yapı, Mamuretülaziz döneminin izini taşıyor. Camiye Hürriyet Caddesi boyunca yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Namaz vakitlerinin dışında geziliyor; çevresindeki kapalı çarşı ile esnaf lokantaları gezinin devamı oluyor.
Nizamettin Caddesi’ndeki mescit, adını çevresindeki deri işleme atölyelerinden alıyor ve yanı başındaki kaynak suyuyla birlikte anılıyor; suyun şifalı olduğuna dair yerel inanış sürüyor. Yapı Harput’un zanaat geçmişini gösteriyor. Mescide Nizamettin Caddesi boyunca yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Yanındaki kaynaktan su almak isteyenler kap götürüyor; ziyaret on beş dakika sürüyor.
Nadir Baba Sokak’taki müze, Elazığ’ın türkü ve kürsübaşı geleneğini enstrümanlar, arşiv kayıtları ve fotoğraflarla anlatıyor; Elazığ klarnetine ayrılmış bölüm koleksiyonun merkezinde. Şehrin müzik kimliği burada toplanmış durumda. Müzeye Nadir Baba Sokak’tan yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Ziyaret yarım saat sürüyor; salonlardaki dinleme noktalarından Elazığ türküleri kulaklıkla dinlenebiliyor.
Çarşı bölgesindeki müze, kentin Harput’tan ovaya inişini, Mamuretülaziz dönemini ve gündelik hayatı canlandırmalarla anlatıyor; eski fotoğraflar ile zanaat sergileri bölümleri tamamlıyor. Sergi, şehrin iki yüz yıllık dönüşümünü aktarıyor. Müzeye çarşı bölgesinden yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Ziyaret kırk dakika sürüyor; iç mekân klimalı olduğu için yaz sıcağında mola noktası olarak da kullanılıyor.
Nizamettin Caddesi’ndeki türbe, Harput’un manevi önderlerinden sayılan bir zata atfediliyor ve tepedeki ziyaret noktalarından biri; sade taş yapısı çevresindeki mezarlıkla bütünleşiyor. Türbe, Arap Baba ile aynı yürüyüş hattında. Türbeye Nizamettin Caddesi üzerindeki yürüyüş hattından varılıyor ve ücret alınmıyor. Ziyaret kısa sürüyor; Arap Baba ile aynı güzergâhta kaldığı için ikisi birlikte geziliyor.
Şahinkaya çevresindeki kilise, Harput’un Ermeni cemaatinden kalan yapılardan biri ve kırmızımsı taşı nedeniyle halk arasında Kızıl Kilise olarak anılıyor; duvarları ve apsisi kısmen ayakta. Yapı, tepenin çok inançlı geçmişini gösteriyor. Kiliseye Harput’tan Şahinkaya yönüne araçla birkaç dakikada varılıyor. Alan düzenlenmemiş durumda; zemin taşlı ve duvarlar yer yer güvensiz, kalıntının içine girmemek gerekiyor.
Harput’taki kilise, Süryani Ortodoks cemaatinin bölgedeki en eski ibadet yerlerinden biri sayılıyor ve taş duvarları ile tonozlu iç mekânı özgün hâlini koruyor. Yapı hâlâ ayin için kullanılıyor. Kiliseye Harput’taki gezi güzergâhı içinden yürüyerek varılıyor. Ziyaret için kapıdaki görevliden izin isteniyor; ayin saatlerinin dışında geziliyor ve iç mekânda sessizlik bekleniyor.
Fırat Üniversitesi yerleşkesindeki müze, Keban Barajı yapılırken sular altında kalacak alanlarda yürütülen kurtarma kazılarının buluntularını sergiliyor; Urartu, Roma ve Bizans dönemi eserleri koleksiyonun omurgası. Norşuntepe kazıları da burada temsil ediliyor. Müzeye kent merkezinden üniversite yerleşkesi yönüne araçla on dakikada varılıyor. Müzekart geçerli; ziyaret bir saat sürüyor ve Keban kurtarma kazılarına ayrılan bölüm sergi sonunda bulunuyor.
Harput’un kuzeyindeki mağara, yaz aylarında içinde buz oluşan ve kışın ısınan ters sıcaklık düzeniyle biliniyor; bu özelliği doğal hava sirkülasyonuna bağlanıyor. Alan bölgenin en ilginç jeolojik oluşumu sayılıyor. Mağaraya kent merkezinden araçla yaklaşık kırk dakikada, son bölümü stabilize yoldan geçerek varılıyor. İçerisi yaz aylarında buzlu ve kaygan oluyor; sağlam ayakkabı ile mont olmadan inmemek gerekiyor.
Harmantepe çevresindeki baraj gölü, merkeze yakınlığı ve kıyısındaki ağaçlandırma alanıyla günübirlik kullanılıyor; göl kenarında olta balıkçılığı yapılıyor. Baraj sulama amaçlı işletiliyor. Baraj kıyısına kent merkezinden Harmantepe yönüne araçla yaklaşık yirmi dakikada varılıyor. Kıyıda tesis sınırlı; gölgelik ile erzak yanınızda olmalı ve yol tabelaları az olduğu için navigasyon gerekiyor.
Üniversite çevresindeki Zafran mevkiindeki alan, çam ağaçlarının arasındaki yürüyüş yolları ve piknik masalarıyla düzenlendi; merkeze yakınlığı sayesinde günübirlik en çok kullanılan yer. Alan adını 2017’de şehit düşen polis memurundan alıyor. Alana kent merkezinden Zafran mevkiine araçla on beş dakikada varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Hafta sonları yoğunluk yüksek oluyor; çam gölgesindeki masalar sabah saatlerinde tutuluyor.
Kültür mahallesindeki park, gölgelik ağaçları, yürüyüş yolları ve oturma gruplarıyla merkezdeki en eski düzenlenmiş yeşil alanlardan; içindeki çay bahçesi bölümü gün boyu açık. Park, şehir merkezinin nefes alanı sayılıyor. Parka Kültür mahallesinden yürüyerek varılıyor ve ücret alınmıyor. Akşamüstü aile yoğunluğu artıyor; içindeki çay bahçesi bölümü ile çevredeki otopark alanı gün boyu kullanılıyor.
İşçiler Sokak’taki çarşı, kuyumcu, bakırcı ve manifatura dükkânlarıyla kentin geleneksel ticaret hattını sürdürüyor; orcik, pekmez ve kuru yemiş satan üretici dükkânları da burada. Çarşı, Harput’tan inen zanaat geleneğinin devamı. Çarşıya İşçiler Sokak’tan yürüyerek giriliyor ve ücret alınmıyor. Dükkânlar akşam erken kapanıyor; orcik, pekmez ve bakır işi almak isteyenlerin öğleden sonra uğraması gerekiyor.
Harput tepesinin kenarındaki cam zeminli teras, uçurumun üzerine çıkıntı yaparak Elazığ ovasına bakıyor; camın altındaki boşluk yüksekliği doğrudan hissettiriyor. Nokta, ilin en çok fotoğraflanan manzara alanı. Terasa Harput tepesindeki gezi güzergâhından yürüyerek varılıyor. Giriş ücretli; rüzgâr kuvvetli estiği için şapka uçabiliyor ve gün batımı saatinde platformda sıra oluşuyor.
Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı’ndaki merkez, fuar, konser ve kongre programlarıyla kentin büyük ölçekli etkinliklerini ağırlıyor; salon kapasitesiyle bölgenin sayılı yapılarından biri. Bina merkezdeki yeni gelişim aksında bulunuyor. Merkeze kent içinden Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı boyunca araçla birkaç dakikada varılıyor. Program dönemsel olarak değişiyor; etkinlik takvimini önceden kontrol etmek gerekiyor ve otoparkı geniş.
Mustafa Paşa mahallesindeki park, çim alanları, yürüyüş yolu, süs havuzu ve çocuk oyun bölümleriyle merkezin günlük kullanım alanlarından; çevresindeki konut yoğunluğu parkı gün boyu canlı tutuyor. Bakımını belediye üstleniyor. Parka Mustafa Paşa mahallesinden yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Akşam saatlerinde aydınlatma yanıyor; süs havuzu ile çocuk bölümü alanın en çok kullanılan kısımları.
İzzet Paşa mahallesindeki meydan, Hürriyet Caddesi’nin ucunda ve kentin toplanma alanı; çevresindeki idari binalar ile çarşı hattı meydanı gün boyu işlek tutuyor. Alan tören ve anma günlerinde kullanılıyor. Meydana Hürriyet Caddesi boyunca yürüyerek varılıyor ve ücret alınmıyor. İzzet Paşa Camisi ile kapalı çarşı yürüme mesafesinde; merkez turu genellikle buradan başlatılıyor.
Vali Fahri Bey Caddesi’ndeki meydan, çevresindeki kamu binaları ve kafeleriyle merkezin ikinci toplanma noktası; akşam saatlerinde yürüyüş için kullanılıyor. Meydan, şehrin ızgara planlı dokusunun kesişme noktalarından. Meydana Vali Fahri Bey Caddesi’nden yürüyerek varılıyor ve ücret alınmıyor. Çevresindeki dondurmacılar ile çay ocakları gece geç saate kadar açık kalıyor; akşam yürüyüşü için tercih ediliyor.
Sürsürü’deki bahçe, Atatürk Bulvarı üzerinde ve koşu parkuru, bisiklet yolu, gölet ile çocuk bölümlerinden oluşuyor; kentin en büyük tek parça yeşil alanı sayılıyor. Alan yeni yerleşim bölgesinin ortasında. Bahçeye kent merkezinden Sürsürü yönüne araçla birkaç dakikada varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Akşam saatlerinde koşu parkuru boyunca aydınlatma yanıyor; otopark bahçe girişinde ve gölet çevresi bisiklet yoluyla dolanılıyor.
Sanayi bölgesindeki bahçe, şehirler arası otobüs terminaline bitişik konumu ve geniş çim alanlarıyla düzenlendi; yürüyüş yolu ile oturma grupları terminal yolcuları için de mola noktası oluşturuyor. Alan kentin güney girişinde. Bahçeye kent merkezinden otogar yönüne araçla on dakikada varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Yeni dikilen ağaçlar büyüdükçe gölge artıyor; terminale bitişik konumu mola için elverişli.
Cipköy çevresindeki mesire alanı, baraj gölünün kıyısındaki ağaçlık bölümde kurulu ve masaları, çeşmeleriyle günübirlik kullanıma açık; su kenarındaki gölge bölgede sayılı. Alan, hafta sonlarında ailelerin toplandığı nokta olarak kullanılıyor. Mesireye kent merkezinden Cipköy yönüne araçla yaklaşık yirmi beş dakikada varılıyor. Giriş için ücret alınmıyor; masalar öğleden önce doluyor ve otopark yol kenarında.
Yukarı Palu’daki cami, on altıncı yüzyılda yapıldı ve yanındaki tarihî çeşmeyle birlikte eski yerleşimin merkezinde duruyor; taş duvarları ile minaresi yamaçtaki dokunun parçası. Yapı, Palu’nun kale eteğindeki eski mahallesinde. Camiye Palu merkezinden Yukarı Palu yönüne araçla birkaç dakikada varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Yamaç dik olduğu için yürüyüş ayakkabısı gerekiyor; çeşme caminin yanında.
Murat Nehri’ne bakan kayalığın üzerindeki kale, Urartu döneminde kuruldu ve kaya yüzeyindeki Urartu kralı II. Sarduri yazıtı ile biliniyor; sur kalıntıları, kaya basamakları ve sarnıçlar ayakta. Kale, ilin doğu ucundaki en önemli tarihî alanı. Kaleye Palu merkezinden yürüyerek çıkılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Tırmanış dik ve korkuluksuz; tepede rüzgâr kuvvetli estiği için kenara yaklaşmamak gerekiyor.
Yukarı Palu’daki kilise kalıntısı, Bizans döneminden kalıyor ve kale yamacındaki eski yerleşimin içinde bulunuyor; duvar örgüsü ile apsis izleri hâlâ okunabiliyor. Yapı, bölgenin Hristiyanlık dönemine ait sayılı izlerinden. Kalıntıya Palu merkezinden Yukarı Palu yönüne araçla birkaç dakikada varılıyor. Alan düzenlenmemiş durumda; duvarlar yer yer güvensiz olduğu için tırmanmadan aşağıdan izlemek gerekiyor.
Murat Nehri üzerindeki taş köprü, Osmanlı döneminde yapıldı ve sivri kemerleriyle nehrin iki yakasını bağlıyor; eski Palu yerleşimine giden yolun üzerindeydi. Köprü, kale ile aynı manzara içinde kalıyor. Köprüye Palu merkezinden Murat Nehri kıyısına araçla birkaç dakikada varılıyor. Üzerinden yaya geçiliyor; nehir debisi ilkbaharda yükseldiği için kıyıya inmemek gerekiyor.
Palu merkezindeki cami, on altıncı yüzyılda bölgeyi yöneten beylerden Cimşit Bey adına yaptırıldı ve yanındaki türbeyle aynı avluyu paylaşıyor; kesme taş işçiliği dönemin özelliklerini taşıyor. Yapı, ilçenin en gösterişli Osmanlı eseri. Camiye Palu merkezindeki 274. Sokak’tan yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Namaz vakitlerinin dışında geziliyor; türbe bölümü aynı avluda ve ziyaret yarım saat sürüyor.
Aşağı Palu’daki yapı grubu, bölgede saygı gören bir din âlimi adına düzenlendi ve cami ile türbe aynı avluda bulunuyor; ziyaretçi akışı özellikle bayram ve kandillerde artıyor. Alan ilçenin inanç durağı. Yapı grubuna Aşağı Palu’daki mahalle içinden yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Avluda gölge ile oturma alanları bulunuyor; bayram ve kandillerde ziyaretçi sayısı artıyor.
Fırat üzerindeki baraj 1974’te tamamlandı ve Türkiye’nin en geniş yüzey alanlı yapay göllerinden birini oluşturdu; gövdesi ile santral yapısı vadiyi bütünüyle kapatıyor. Göl, ilin kuzey ve batı sınırını çiziyor. Baraja Keban merkezinden araçla birkaç dakikada varılıyor. Gövde çevresi güvenlik nedeniyle ziyarete kapalı; yapı yalnız seyir terasından izleniyor ve fotoğraf oradan çekiliyor.
Kallar’daki cami, on dokuzuncu yüzyılda maden işletmeciliğinin geliri ile yaptırıldı ve Keban’ın gümüş madeni döneminden kalan en görünür yapı; kesme taş cephesi ve minaresi çarşı hattında duruyor. İlçe, Osmanlı’nın maden merkezlerindendi. Camiye Keban merkezindeki İnönü Caddesi’nden yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Ziyaret çeyrek saat sürüyor; çevresindeki çarşı hattı maden dönemi yapılarını barındırıyor.
Fırat mahallesindeki teras, baraj gövdesi ile göl yüzeyine bakan düzenlenmiş manzara noktası; korkuluklu platform ve oturma alanları ziyaretçiler için ayrıldı. Nokta, barajın bütün olarak görülebildiği tek yer. Terasa Keban merkezinden Fırat mahallesi yönüne araçla birkaç dakikada varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Rüzgâr kuvvetli esiyor; otopark terasın yanında ve korkuluklu platform güvenli.
Değirmenbaşı çevresindeki şelale, kayalık yataktan dökülen suyu ve yanı başındaki alabalık tesisleriyle günübirlik kullanılıyor; su sesi ile gölge alanı yaz aylarında tesisi dolduruyor. Nokta, Keban gezisinin yemek molası. Şelaleye Keban merkezinden Değirmenbaşı yönüne araçla yaklaşık on dakikada varılıyor. Alabalık siparişle hazırlandığı için beklemek gerekebiliyor; hafta sonu doluluk yükseliyor ve masalar su kenarında.
Topkıran çevresindeki kanyon, dar geçidi ve yüksek kaya duvarlarıyla Keban’ın en dikkat çekici doğa alanı; içinden geçen dere yaz aylarında çekiliyor ve yürüyüş rotası açılıyor. Kanyon henüz yoğun ziyaret almıyor, bu yüzden sessiz kalıyor. Kanyona Keban merkezinden araçla yaklaşık yarım saatte, son bölümü toprak yoldan geçerek varılıyor. İçeri rehbersiz girilmemeli; su geçirmez ayakkabı ile yedek kıyafet götürmek gerekiyor.
Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindeki çöküntüde oluşan tektonik göl, yaklaşık yirmi iki kilometre uzunluğunda ve yeraltı kaynaklarıyla beslendiği için berrak; sığlıkta görülen taş duvarlar halk arasında batık şehir olarak anılıyor. Göl yüzme için kullanılıyor. Göl kıyısına kent merkezinden Sivrice yönüne araçla yaklaşık yarım saatte varılıyor. Kıyıdaki belediye plajları ücretsiz; rüzgâr öğleden sonra artıyor, sabah saatleri yüzmek için daha uygun.
Sivrice’nin güneyindeki dağ, Hazar Gölü’ne bakan yamaçları ve iki bin metreyi aşan zirvesiyle bölgenin en belirgin yükseltisi; yamaçlarındaki çayırlar yaz aylarında hayvancılık için kullanılıyor. Dağ, gölün güney duvarını oluşturuyor. Dağa Sivrice merkezinden araçla yaklaşık yirmi dakikada varılıyor ve yolun büyük bölümü stabilize. Zirveye çıkış yürüyüş gerektiriyor; yamaçlardan Hazar Gölü bütün olarak görülüyor.
Hazar Dağı’nın kuzey yamacındaki kayak merkezi, mekanik tesisi ve pistleriyle bölgenin sayılı kış sporu alanlarından; pistlerden Hazar Gölü manzarası görülüyor. Sezon genellikle aralıktan mart sonuna kadar sürüyor. Tesise Sivrice merkezinden araçla yaklaşık yirmi dakikada varılıyor. Ekipman kiralama mevcut; hafta sonu pistler doluyor ve yola kar lastiği olmadan çıkmamak gerekiyor.
Yedikardeş çevresindeki park, zipline hattı, ip parkuru ve tırmanma istasyonlarıyla düzenlendi; hat göl manzarasına doğru uzanıyor ve aileler için ayrı bölümler bulunuyor. Alan kayak merkezinin yaz kullanımı olarak açıldı. Parka Sivrice merkezinden Yedikardeş yönüne araçla yaklaşık yirmi dakikada varılıyor. Aktiviteler ayrı ayrı ücretli; zipline için yaş ve kilo sınırı uygulanıyor ve rezervasyon önerilir.
Yoğunağaç’taki kaplıca, yer altından çıkan sıcak suyla işletiliyor ve romatizma ile cilt rahatsızlıklarına iyi geldiği belirtiliyor; havuz bölümleri ve konaklama üniteleri günübirlik kullanıma da açık. Tesis ilçenin en çok ziyaret edilen noktası. Kaplıcaya Karakoçan merkezinden Yoğunağaç yönüne araçla yaklaşık yirmi dakikada varılıyor. Giriş ücretli ama fiyatlar düşük; havlu ile terlik yanınızda olmalı ve otopark tesisin önünde.
Karakoçan merkezindeki tesis, Peri Çayı kıyısındaki konumu ve çay bahçesiyle günübirlik kullanıma açık; su kenarındaki gölge alanı yaz aylarında dolduruyor. Peri Çayı, Munzur’dan gelip Keban Gölü’ne karışıyor. Tesise Karakoçan merkezinden çay kıyısı boyunca yürüyerek varılıyor. Fiyatlar uygun tutuluyor; akşamüstü doluluk yükseliyor ve otopark tesisin yanında bulunuyor.
Bahçelievler’deki bahçe, çim alanları, yürüyüş yolu ve çocuk oyun bölümleriyle ilçenin düzenlenmiş açık alanı; çarşıya yakın konumu gün boyu kullanım sağlıyor. Düzenleme ilçe belediyesi eliyle yapıldı. Bahçeye Bahçelievler mahallesinden yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Akşam saatlerinde aydınlatma yanıyor; çevredeki büfeler ile çay ocakları alanı gece de canlı tutuyor.
Ekinözü köyündeki çeşme, taş işçiliği ve kitabesiyle Osmanlı dönemine tarihleniyor; köy yolu üzerindeki konumu onu geçmişte yolcuların su alma noktası yapmıştı. Yapı ilçedeki sayılı tarihî eserlerden. Çeşmeye Kovancılar merkezinden Ekinözü köyüne araçla yaklaşık on beş dakikada varılıyor. Su hâlâ akıyor; çevresi düzenlenmemiş olduğu için araç köy yolunda bırakılıp son bölüm yürünüyor.
Mevlana Caddesi’ndeki park, yürüyüş yolları, spor aletleri ve çocuk oyun grubuyla ilçe merkezinin günlük kullanım alanı; çevresindeki konut dokusu parkı canlı tutuyor. Park, ilçe belediyesinin düzenlemesiyle açıldı. Parka Mevlana Caddesi boyunca yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Akşamüstü aile yoğunluğu artıyor; çevredeki çay ocakları ile market alanı gün boyu işlek tutuyor.
Gültepe çevresindeki mesire alanı, ağaçlık bölümü, piknik masaları ve çeşmeleriyle günübirlik kullanıma düzenlendi; ilçenin tek büyük gölgeli alanı sayılıyor. Alan, ilçedeki tek büyük gölgeli piknik noktası olduğu için hafta sonu doluyor. Mesireye Kovancılar merkezinden Gültepe yönüne araçla yaklaşık on dakikada varılıyor. Giriş için ücret alınmıyor; otopark alan içinde bulunuyor.
Balkayası köyündeki küçük göl, adını suyundaki sülüklerden alıyor ve çevresindeki kayalık yamaçlarla kapalı bir çanak oluşturuyor; Keban Gölü’ne yakın konumu manzarayı tamamlıyor. Alan ilçedeki sayılı doğa noktalarından. Göle Ağın merkezinden Balkayası köyüne araçla yaklaşık yirmi dakikada, son bölümü köy yolundan geçerek varılıyor. Alanda tesis bulunmuyor; erzak ile su yanınızda olmalı ve tabela yok.
Camii Kebir mahallesindeki konak, on dokuzuncu yüzyılda bakır madenciliğinin yönetildiği bina olarak yapıldı ve yanındaki saat kulesiyle birlikte ilçenin simgesi; kesme taş cephesi dönemin kamu yapılarını yansıtıyor. Maden, adını bakır yataklarından alıyor. Konağa Maden merkezindeki Celil Sokak’tan yürüyerek varılıyor. Bina dıştan geziliyor; saat kulesi ile birlikte fotoğraflanıyor ve çarşı hattı hemen yanı başında bulunuyor.
Bilaluşağı köyündeki kale, kayalık tepenin üzerine kurulmuş sur kalıntılarıyla bölgedeki savunma yapılarından biri; konumu Fırat vadisine hâkim ve çevresindeki köy dokusu geleneksel yapısını koruyor. Yapı, Baskil’in az bilinen tarihî noktalarından. Kaleye Baskil merkezinden Bilaluşağı köyüne araçla yaklaşık yarım saatte varılıyor. Tabela sınırlı olduğu için köyden yön sormak gerekiyor; son bölüm yürüyerek çıkılıyor ve zemin taşlı.
Topaluşağı çevresindeki kale, antik dönemde Fırat geçişini denetleyen Tomisa kentine ait ve Kapadokya ile Kommagene arasındaki sınır hattında bulunuyordu; sur kalıntıları kayalık tepede duruyor. Kale, Keban Gölü’ne bakıyor. Kaleye Baskil merkezinden Topaluşağı yönüne araçla yaklaşık yarım saatte, son bölümü köy yolundan geçerek varılıyor. Tırmanış dik; alan düzenlenmemiş ve gölge bulunmadığı için su gerekiyor.
Kumlutarla çevresindeki kanyon, Keban Gölü’ne inen dik kaya duvarları ve aralarındaki dar geçitle ilçenin en gösterişli doğa alanı; adını çevrede görülen kara leylek popülasyonundan alıyor. Alan kuş gözlemi için de kullanılıyor. Kanyona Baskil merkezinden araçla yaklaşık kırk dakikada, son bölümü toprak yoldan geçerek varılıyor. İçeri rehbersiz girilmemeli; kuş gözlemi için dürbün ile sabah saatleri işe yarıyor.
Altınçanak’taki Yeni Cami Caddesi üzerindeki yapı, ilçe merkezinin ana ibadet yeri ve çarşı hattının ortasında; minaresi mermer ocaklarının çevrelediği yerleşimde en belirgin dikey öge. İlçe, Türkiye’nin mermer üretim merkezlerinden. Camiye Yeni Cami Caddesi boyunca yürüyerek varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Namaz saatlerinin dışında geziliyor; çevredeki mermer atölyeleri ilçenin ekonomisini gözle görünür kılıyor.
Alacakaya merkezine yakın şelale, kayalık yataktan dökülen suyu ve çevresindeki dar vadiyle ilçenin en gösterişli doğa noktası; ilkbaharda kar suyuyla debi belirgin yükseliyor. Şelale yalnız çevre köylerce biliniyor. Şelaleye Alacakaya merkezinden araçla kısa mesafede, son bölümü stabilize yoldan geçerek varılıyor. Patika işaretsiz olduğu için köyden yön sormak gerekiyor; yağıştan sonra zemin kayganlaşıyor.
Altınçanak çevresindeki mesire alanı, ağaçlık bölümü ve piknik masalarıyla ilçenin günübirlik kullanım noktası; çevresindeki mermer ocakları bölgenin ekonomisini oluşturuyor. Alan yerel halkın hafta sonu tercihi. Mesireye Alacakaya merkezinden Altınçanak yönüne araçla birkaç dakikada varılıyor ve giriş için ücret alınmıyor. Tesis sınırlı; erzak yanınızda olmalı ve otopark alan girişinde bulunuyor.
Küplüce çevresindeki kanyon, birbirine yaklaşan yüksek kaya duvarları nedeniyle gün ışığının tabana zor ulaşmasıyla adını doğruluyor; içinden geçen dere yaz sonunda çekiliyor ve yürüyüş rotası açılıyor. Alan ilçenin bilinen tek doğa durağı. Kanyona Arıcak merkezinden Küplüce yönüne araçla yaklaşık yirmi dakikada, son bölümü toprak yoldan geçerek varılıyor. İçeri rehbersiz girilmemeli; el feneri ile sağlam ayakkabı gerekiyor.
Elazığ’da program hem sıcaklığa hem su kıyısına göre kuruluyor. Mayıs-haziran ile eylül-ekim arası ili gezmek için en dengeli dönemlerdir: Harput’ta yürümek konforlu, göl kıyısı serin ve kanyon yolları açıktır. Temmuz-ağustos döneminde sıcaklık otuz dereceyi aşar ve hava kurudur; Harput tepesi gölgesiz olduğu için gezi sabaha ya da gün batımından önceki saate alınır, öğleden sonra Hazar Gölü ile Keban kıyısında geçirilir. Bu aylar aynı zamanda gölde yüzme sezonudur. Eylül ayında bağ bozumu başlar; öküzgözü ve boğazkere bağları bu dönemde hasat edilir. Aralık-şubat arasında Harput karlanır ve rüzgâr sertleşir, tepeye çıkış zorlaşır; buna karşılık kürsübaşı geleneği tam bu aylarda yaşadığı için kültür programı kışın zenginleşir.
Aylara göre hava, program ve kalabalık
Elazığ, Doğu Anadolu’nun karasal ikliminde ama Keban ve Hazar gibi büyük su kütleleri sıcaklık farkını biraz yumuşatıyor. Harput tepesi merkeze göre birkaç derece serin ve belirgin rüzgârlı kalıyor.
Dönem
Hava
Ne öne çıkar
Kalabalık
Not
Aralık–Şubat
-3 / 5 °C
Müzeler, kürsübaşı
Düşük
Harput’ta kar ve kuvvetli rüzgâr; tepeye çıkış zorlaşıyor. Kürsübaşı geleneği bu aylarda yaşıyor.
Mart–Nisan
3 / 16 °C
Harput, Palu
Düşük
Bozkır yeşeriyor, kale gezisi konforlu. Hazar kıyısında rüzgâr hâlâ serin.
Mayıs–Haziran
10 / 26 °C
Her şey
Orta
Yılın en dengeli dönemi: kale, göl kıyısı ve kanyonlar aynı gün gezilebiliyor.
Temmuz–Ağustos
17 / 34 °C
Hazar Gölü, Keban
Orta
Sıcak ve kuru; açık alan gezisi sabah-akşam. Göl kıyısı yüzme sezonunun zirvesinde.
Eylül
12 / 29 °C
Göl, bağlar
Düşük
Su hâlâ ılık, bağ bozumu başlıyor. Fotoğraf için ışık en iyi durumda.
Ekim
7 / 22 °C
Harput, kanyonlar
Düşük
Hava berrak, kalabalık dağılmış durumda. Karaleylek ve Karanlık kanyon yürüyüşü için ideal.
Kasım
1 / 13 °C
Merkez, müzeler
Düşük
Yağış artıyor, yayla ve kanyon yolları bozuluyor. Program kapalı mekânlara kayıyor.
Elazığ’a Nasıl Ulaşılır?
Uçakla:Elazığ Havalimanı şehir merkezine yalnızca 12 kilometre mesafede ve İstanbul ile Ankara’dan günlük seferler bulunuyor. Havalimanından merkeze taksi ve servis çalışıyor.
Karayoluyla: Malatya 100, Diyarbakır 150, Tunceli 130, Bingöl 140, Sivas 300, Ankara 750 km. Şehirlerarası otobüs seferleri düzenli ve otogar merkeze yakın.
Trenle: Elazığ, Ankara-Tatvan hattındaki Vangölü Ekspresi’nin güzergâhı üzerinde; sefer sayısı sınırlı ama gar merkezde bulunuyor.
İl içinde: Harput 5, Sivrice 25, Keban 45, Baskil 45, Palu 75, Kovancılar 55, Karakoçan 95, Arıcak 85, Alacakaya 60, Maden 75, Ağın 100 km. İlçe merkezlerine minibüs var ancak kanyon, kale ve göl kıyısındaki noktalara ulaşım için araç gerekiyor.
Önerilen Gezi Rotaları
Elazığ’da duraklar göl kıyıları boyunca dağılmış: Harput 5, Sivrice 25, Keban 45, Palu 75, Ağın 100, Baskil 45 kilometre. Merkezi üs alıp günübirlik çıkışlar yapmak en pratik yöntem.
1. gün — Harput ve merkez
09:30 Harput Kalesi ve Ulu Cami.
11:00 Meryem Ana Kilisesi, Arap Baba Türbesi.
13:00 Harput’ta öğle molası.
15:00 Elazığ Müzesi ve Şehir Müzesi.
17:00 Merkez çarşısı ve orcik alışverişi.
2. gün — Hazar ve Sivrice
09:30 Hazar Gölü kıyısına hareket.
10:30 Sivrice sahili ve batık şehir noktası.
13:00 Göl kıyısında balık molası.
15:00 Hazarbaba yönünde manzara durakları.
17:30 Merkeze dönüş.
3. gün — Keban ve Ağın
09:00 Keban Barajı ve seyir noktası.
11:00 Keban çarşısı ve maden tarihi.
13:00 Ağın’a geçiş, Fırat kıyısı.
15:00 Sülük Gölü.
17:30 Dönüş.
Alternatif günler
Doğu Palu: kale, Urartu yazıtı ve tarihî köprü.
Güneybatı Baskil: Tomisa ve Masara kaleleri, Karaleylek Kanyonu.
Kuzeydoğu Karakoçan: Golan Kaplıcaları ve Peri Çayı.
Aile Millet bahçeleri, Zafran mesire alanı ve kent ormanı.
Bütçe: Elazığ’da neye ne kadar gider?
Harput ücretsiz. Kale, camiler, türbeler ve kilise giriş ücreti almıyor; yalnız müze bölümleri biletli.
Müzelerde Müzekart geçerli. Elazığ Müzesi’ndeki Urartu ve Roma buluntuları koleksiyonun omurgası.
Göl kıyısı ücretsiz. Hazar Gölü’nde belediye plajları serbest; şezlong ve tesis kullanımı ayrı fiyatlanıyor.
Kaplıca düşük ücretli. Karakoçan’daki Golan Kaplıcaları günübirlik kullanıma açık.
Konaklama uygun. Oteller merkezde toplanıyor; Hazar kıyısındaki tesisler yaz aylarında yükseliyor.
Araç gerekli. Keban, Ağın, Palu ve Baskil’e toplu taşıma seyrek; kanyonlara ulaşım yalnız araçla.
Orcik ve üzüm. Çarşıdaki üretici dükkânları market fiyatının altında satıyor; bağ bozumu eylülde.
Harput: şehrin tepedeki atası
Bugünkü Elazığ’ın kuzeyindeki tepede yükselen Harput, yaklaşık üç bin yıllık bir yerleşim. Kalenin temelleri Urartu dönemine uzanıyor; sonrasında Roma, Bizans, Artuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarılarak kullanıldı. Halk arasında “Süt Kalesi” olarak anılıyor çünkü harcında su yerine süt kullanıldığı rivayet ediliyor.
Tepedeki yapı topluluğu şehrin katmanlarını yan yana gösteriyor: 1156 tarihli Harput Ulu Camii eğik minaresiyle Artuklu dönemine ait; Meryem Ana Kilisesi Süryani cemaatinin en eski ibadet yerlerinden biri sayılıyor; Arap Baba Türbesi ve Sara Hatun Camii aynı yürüyüş güzergâhında. Harput, on dokuzuncu yüzyıla kadar bölgenin yönetim merkeziydi.
Ovaya inen şehir: Mamuretülaziz
Harput, tepedeki konumu nedeniyle susuz, rüzgârlı ve kışın ulaşılması güç bir yerdi. 1834’te bölgeye gelen Reşid Mehmed Paşa, ordunun kışlağını tepenin eteğindeki ovaya kurdurdu; çevresinde büyüyen yerleşime Sultan Abdülaziz’e atfen Mamuretülaziz adı verildi. Zamanla halk tepeden ovaya indi.
Ad, cumhuriyet döneminde kısalarak önce “Elaziz”, sonra bugünkü hâliyle Elazığ oldu. Bu yüzden şehir merkezi tarihî bir doku sunmuyor; ızgara planlı caddeler ve geniş bulvarlar planlı kuruluşun izini taşıyor. Ziyaretçi açısından sonuç net: tarih Harput’ta, günlük hayat aşağıdaki şehirde.
Fay hattı üzerindeki göl: Hazar
Hazar Gölü, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindeki çöküntüde oluşmuş tektonik bir göl ve yaklaşık yirmi iki kilometre uzunluğunda. Beslenmesini yeraltı kaynaklarından aldığı için suyu berrak; bu özelliğiyle bölgedeki diğer göllerden ayrılıyor ve yaz aylarında yüzme için kullanılıyor.
Gölün en çok konuşulan yanı su altındaki kalıntılar. Kıyıya yakın sığlıkta görülen taş duvarlar ve yol izleri, halk arasında batık şehir olarak anılıyor; su seviyesi düştüğünde kalıntıların bir bölümü yüzeye çıkıyor. Sivrice ilçesi gölün güney kıyısında ve kıyı boyunca plajlar ile balık lokantaları sıralanıyor.
Keban: Fırat’ı durduran baraj
1974’te tamamlanan Keban Barajı, Fırat üzerindeki ilk büyük baraj ve Türkiye’nin en geniş yüzey alanlı yapay göllerinden birini oluşturdu. Göl, Elazığ’ın kuzey ve batı sınırını neredeyse tamamen kapladı; Ağın, Keban ve Baskil kıyıları bu suyun etrafında şekillendi.
Baraj gölü altında kalan yerleşimler nedeniyle bölgede büyük bir kurtarma kazısı dönemi yaşandı; ortaya çıkan buluntuların bir bölümü Elazığ Müzesi’nde sergileniyor. Keban ilçesi ise adını çevresindeki gümüş madenlerinden alıyor ve Osmanlı döneminde maden işletmeciliğinin merkezlerinden biriydi. Bugün göl kıyısı balıkçılık ve tekne turlarıyla kullanılıyor.
Kürsübaşı ve Elazığ klarneti
Kürsübaşı, kış gecelerinde bir evde toplanıp saatlerce türkü söylenen Elazığ geleneği. Adını, odanın ortasındaki mangalın üzerine kurulan ve üstüne yorgan örtülen “kürsü”den alıyor. Sohbet, ikram ve müzik aynı sofrada sürüyor; program belirli bir sıraya göre ilerliyor.
Bu gelenek, Elazığ’ı Türkiye’nin türkü haritasında ayrı bir yere koydu. Elazığ klarneti, kendine özgü çalım tekniğiyle bölgenin imzası hâline geldi ve şehir çok sayıda tanınmış icracı yetiştirdi. Kürsübaşı bugün kültür merkezlerinde ve kış aylarındaki özel programlarda sürdürülüyor; ziyaret takvimini bu döneme denk getirenler geleneği yerinde izleyebiliyor.
Elazığ’da yapılan yaygın hatalar
Merkezde tarih aramak. Şehir 1834’te planlı olarak kuruldu; tarihî doku tepedeki Harput’ta ve oraya ayrı bir gün gerekiyor.
Harput’a öğle sıcağında çıkmak. Tepe gölgesiz ve rüzgârlı; yaz aylarında sabah ya da gün batımından önce çıkmak gerekiyor.
Hazar Gölü’nü Sivrice sanmak. Sivrice gölün güney kıyısındaki ilçe; göl çevresindeki plajlar ve seyir noktaları farklı yönlerde dağılmış durumda.
Keban’ı yalnız baraj olarak görmek. İlçe maden tarihiyle de biliniyor ve gölde tekne turları düzenleniyor.
Orcik ile cevizli sucuğu karıştırmak. Orcik, dut pekmezi ve ceviz ile yapılan Elazığ’a özgü ürün; çarşıdaki üretici dükkânlarında taze bulunuyor.
Palu’yu yol üstü durak sanmak. Kale, Urartu yazıtı, tarihî köprü ve cami aynı yamaçta; en az yarım gün istiyor.
Araçsız gelmek. Kanyonlara, kalelere ve göl kıyısındaki noktalara toplu taşıma bulunmuyor.
Elazığ’da ne yenir?
Elazığ mutfağı Doğu Anadolu’nun bulgur ve et geleneğini bağcılık kültürüyle birleştiriyor; ekşili yemekler ve dut pekmezli tatlılar sofranın ayırt edici yanı.
Denenmesi gerekenler: ince bulgurla hazırlanan içli köfte, fırında pişen gömme, yoğurtlu sırın, ekşili köfte, harput köftesi ve tatlıda dut pekmeziyle cevizden yapılan orcik. İl ayrıca öküzgözü ve boğazkere üzümleriyle Türkiye şarapçılığının önemli bağ bölgelerinden biri.
Nerede yenir? İçli köfte ve harput köftesi merkez çarşısındaki esnaf lokantalarında; göl kıyısına çıkanlar için Sivrice’deki balık lokantaları uygun. Orcik ve pekmez çarşıdaki üretici dükkânlarında satılıyor. Bağ bozumu eylül ayında ve bu dönemde üzüm doğrudan bağlardan alınabiliyor.
Öküzgözü ve boğazkere: iki üzümün memleketi
Türkiye şarapçılığının iki yerli kahramanı Elazığ topraklarından çıkıyor. Öküzgözü, adını iri ve koyu tanelerinden alıyor; asit dengesi yüksek, meyveli bir karakter veriyor. Boğazkere ise tanen yükü ağır, sert yapılı bir üzüm ve adı boğazı yakan sertliğinden geliyor. İkisi çoğu zaman birlikte harmanlanıyor; biri meyveyi, diğeri gövdeyi taşıyor.
Bağlar özellikle merkez çevresi ile Baskil hattında yoğunlaşıyor ve eylül ayındaki bağ bozumu köylerde en hareketli dönem. Aynı üzümler şaraba dönüşmediğinde pekmez oluyor; Elazığ’ın imza tatlısı orcik de bu pekmez geleneğinin ürünü. Çarşıdaki üretici dükkânlarında pekmez, kuru üzüm ve orcik yan yana satılıyor.
Sular altında kalan tarih: Keban kurtarma kazıları
Keban Barajı’nın 1970’lerde doldurulması, Fırat vadisindeki onlarca yerleşimi sular altında bıraktı. Bu, Türkiye arkeolojisinde bir dönüm noktası oldu: göl alanı dolmadan önce yürütülen kurtarma kazıları, ülkedeki en kapsamlı kazı seferberliğini başlattı ve çok sayıda höyük kısa sürede belgelendi.
Norşuntepe, Tepecik ve Değirmentepe gibi höyüklerde yapılan çalışmalar, bölgedeki yerleşimin Kalkolitik Çağ’a kadar uzandığını gösterdi. Bu kazılardan çıkan buluntuların önemli bir bölümü bugün Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde sergileniyor. Göl kıyısında gezerken görülen manzaranın altında, kayıtları müzede duran bir yerleşim katmanı bulunuyor.
Fay hattının üzerindeki şehir
Hazar Gölü’nü oluşturan çöküntü, aynı zamanda şehrin jeolojik gerçeğini anlatıyor: Elazığ, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunuyor. Göl, iki levhanın birbirine sürtündüğü hat boyunca oluşmuş bir çöküntü havzası ve berrak suyunu bu yapıdaki yeraltı kaynaklarına borçlu.
24 Ocak 2020’de Sivrice merkezli deprem, ili ve çevresini ağır biçimde etkiledi. Merkezdeki birçok yapı bu tarihten sonra yenilendi; Harput’taki tarihî eserlerde de onarım çalışmaları yürütüldü. Ziyaret sırasında bazı yapıların kısmen kapalı olabileceğini hesaba katmak, programı esnek tutmayı gerektiriyor.
Sık Sorulan Sorular
Elazığ’da kaç gün gezmek yeterli olur?
Şehir merkezi ve Harput için 2 gün yeterlidir. Hazar Gölü, Keban, Palu ve Maden gibi ilçeleri de gezmek isterseniz 4–5 günlük bir program çok daha doyurucu olur.
Elazığ’a gitmek için en uygun zaman ne zaman?
En ideal dönemler ilkbahar (Nisan–Haziran) ve sonbahardır (Eylül–Ekim). Bu aylarda hava ılıman, Harput ve doğa gezileri için konforludur. Hazar Gölü çevresi için yaz, kayak içinse kış uygundur.
Harput’u gezmek ne kadar sürer?
Harput’un başlıca noktalarını (kale, camiler, türbeler, müzeler ve seyir terasları) rahat bir tempoyla gezmek yarım ila bir gün sürer. Buzluk Mağarası’nı da eklerseniz tam gün ayırmanız önerilir.
Elazığ’da araç kiralamak gerekir mi?
Şehir merkezi ve Harput için toplu taşıma yeterlidir. Ancak Hazar Gölü, Keban Barajı, Palu ve Maden gibi ilçelere rahat ulaşmak ve özgürce gezmek için araç kiralamak büyük avantaj sağlar.
Elazığ’a uçakla ulaşım kolay mı?
Evet. Elazığ Havalimanı (EZS) şehir merkezine yaklaşık 10 km uzaklıktadır ve başta İstanbul ve Ankara olmak üzere düzenli yurt içi uçuşlara sahiptir. Havalimanından merkeze ulaşım kolaydır.
Elazığ’da mutlaka görülmesi gereken yerler nelerdir?
Harput Kalesi, Harput Ulu Camii, Buzluk Mağarası, Hazar Gölü, Keban Barajı, Çırçır Şelalesi ve Palu Kalesi Elazığ’ın öne çıkan durakları arasındadır.
Harput, Elazığ merkezinin yaklaşık beş kilometre kuzeyindeki tepede bulunuyor ve şehir içi minibüsleriyle ya da araçla on beş dakikada çıkılıyor. Tepede kale, 1156 tarihli Ulu Cami, Meryem Ana Kilisesi, Arap Baba Türbesi ve Sara Hatun Camii yürüme mesafesinde sıralanıyor. Alan gölgesiz ve rüzgârlı; yaz aylarında sabah veya akşamüstü çıkmak gerekiyor.
Hazar Gölü’nde yüzülür mü?
Yüzülüyor. Hazar Gölü, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindeki çöküntüde oluşmuş tektonik bir göl ve yeraltı kaynaklarıyla beslendiği için suyu berrak. Yüzme sezonu temmuz ile ağustos aylarında; Sivrice kıyısındaki belediye plajları ücretsiz, tesis ve şezlong kullanımı ayrı fiyatlanıyor. Göl merkeze 25 kilometre mesafede ve kıyıda balık lokantaları bulunuyor.
Elazığ’a nasıl ulaşılır?
Elazığ Havalimanı şehir merkezine yalnızca 12 kilometre mesafede ve İstanbul ile Ankara’dan günlük seferler var. Karayoluyla Malatya 100, Tunceli 130, Diyarbakır 150, Bingöl 140 kilometre; otobüs seferleri düzenli ve otogar merkeze yakın. Şehir ayrıca Ankara-Tatvan demiryolu hattı üzerinde. İl içi gezide araç kiralamak pratik oluyor.
Orcik nedir?
Orcik, dut pekmezinin kaynatılarak koyulaştırılması ve ipe dizilmiş cevizlerin bu karışıma batırılmasıyla yapılan Elazığ’a özgü bir tatlı. Cevizli sucuk olarak bilinen ürünün yöresel adı ve yapımında üzüm yerine dut pekmezi kullanılması onu ayırıyor. Çarşıdaki üretici dükkânlarında taze satılıyor ve hediyelik olarak paketleniyor.
🖼️ Görsel kaynakları4 görsel · CC lisans
Bu sayfadaki fotoğrafların bir bölümü Wikimedia Commons üzerinden serbest lisanslarla kullanılmıştır. Lisans gereği eser sahibi ve lisans bilgisi aşağıda belirtilmiştir.
whattowants.com, siteyi çalıştırmak ve reklam sunmak için çerez kullanır. 6698 sayılı KVKK
kapsamındaki aydınlatma için Çerez Politikası'na
bakabilirsiniz. Reddederseniz reklamlar kişiselleştirilmeden gösterilir.